dünya kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dünya kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11.7.10

Kral öldü yaşasın yeni kral


Hollanda'ya bağlamıştım tüm kaderimi, ama yalan oldum. 74 yılında Hollanda tarafından oynanan ve ayakta alkışlatan total futbolu iyi çalışan İspanya, gol yoksunu olsa da güzel oyun, net skorlarla yürüdü gitti... Tebriklerimi sunarım...

Artık vuvuzela yok, Ömer Üründül yok, Köyt(!) yok, Forlan'ın uzaktan attığı goller yok... Artık gündemden futbol bir süreliğine rafa kalktı...


Şu dakikadan sonra gündem, ev sahipliği yapacağımız 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası... Üstelik 12 Dev Adam var bu kez, Bascat var.... Coming soon :)

7.7.10

Galiptir Bu Yolda Mağlup


Dünya Kupası henüz başlamadan, takımları inceleyip yazı yazmayı düşünmüştüm. Ama sonra farkettim ki, bir çok kişi yazmış çoktan takımların durumlarını... Ben de hepsini keyifle okuduktan sonra doydum kupa yazısına ve vazgeçtim yazmaktan.

Zaten Dünya Kupası'nı hiç tarafsız izlemedim bugüne kadar. 94 'te Brezilya 98'de Arjantin 2002'de tabiki Türkiye ve 2006'da İspanya keyif verdi bana.. 2010 öncesinde takımların geçmişine ve turnuvaya geliş hikayelerine baktığımda da gözüme Hollanda ilişti ve finale gelene kadar (DK Eleme maçları dahil) büyük keyifle izledim her maçını...


Yıllar yıllar önce, 74'te tarihinin en görkemli takımına sahip olan Hollanda'yı günümüzde "veteran" olarak hala saygı gören Cruyff, Neeskens, Haan gibi top cambazları taşırken televizyonlar yeni yeni uluslararası futbol yayınlarına başlamış ve milli takımlara ilk uluslararası hayran kitlesini kazandırmıştı. Finalde tipik Alman disipliniyle oynayan Beckenbauer, Gerd Muller gibi yıldızlar taviz vermedi ve finale kadar futbol menüsünü bonkörce sunan portakalları yendi. Ancak, dünya Almanya'nın taze kupasını değil, turuncu devrime teğet geçen Hollanda'yı konuşuyordu turnuva sonrasında ve dahi yıllar sonra!


Hollanda'nın taraftarını ayrı sevdim. Tribünde veya maçları izledikleri barlarda istisnasız tek renk olabiliyorlar. Yada, takımları 2010 Dünya Kupası'nda finale çıkarken Antalya'da tatil yapan turuncular birleşip bizim yurdum insanıyla kol kola tura çıkıyor sokağa, hem de tek bir tatsızlık yaşamadan, havaya ateş açmadan(!)


Yine 70lere dönüyoruz, hatta 68-69 sezonundan başlayalım. Türkiye 1. Futbol Ligi'nde o güne kadar klişeleşmiş takımlar dışında bir takım başarıya ulaşamamış, tekelci bir lig halinde süregelmişti 1. Lig. Henüz 3 sezon önce kurulan Eskişehirspor, hiç kimsenin beklemediğini yaptı ve uzun süre 1. sırada götürdü ligin son 3 haftasında Göztepe ve Mersin İdman Yurdu'nun taktığı çelmelerle sendeleyip 2. sıraya devrilerek kaderi değiştirmeye bu kadar yaklaşmışken kendi kadersizliğinin ilkini gerçekleştirdi. Devamında, bilindiği üzere, benzer senaryolar 4-5 yıl sürdü ve "olmayınca olmadı".


Başarı şampiyonluksa eğer, başarısız oldu Eskişehirspor. Ancak tıpkı Hollanda gibi, kaybederken ayakta alkışlatan oldu Kırmızı Şimşekler. Hollanda'nın dünya çapında gördüğü televizyon ilgisinin benzerini daha ulusal çapta Eses yaşamaya başladı bu süreçte. Halk, şampiyon takımı değil de Amigo Orhan'ı konuşuyordu sokakta, Fethi'yi Nihat'ı Ender'i İsmail Arca'yı konuşuyordu. Son dakikaya kadar taviz vermeden oyununu oynayan ama bir türlü olduramayan Kırmızı Şimşekler'i...


2010 itibariyle iki paralel kadersizlikten en az birinin kırılacağına ve totemin bozulacağına inanıyorum. Bunların ilki, kronolojik sıralama gereği Hollanda'nın yaklaşık 40 yıl tehirli de olsa kaldıracağı kupa, diğeri de Eskişehirspor'un yine 40 yıl öncesinden kalan rövanşı : Şampiyonluk!




15.6.10

Bando Vuvuzela!

Daha başlamadan, aldım elime fikstürü, takımlara kafamda maçlar oynatmaya başladım. Herkes takım analizi yazınca, benim hevesim kaçtı ve maçların başlamasını bekledim yazmak için...

Sonra maçlar başladı, 32 takım arasında göremediğim Türkiye yeterince canımı sıkarken, yetmezmiş gibi oynanan 11 maçın 10 tanesinde 3 gol dahi olmadı. Tek istisna da, disiplin hastalığına sahip Almanya'nın Avustralya maçı (4-0).

Hal böyle olunca yine sıkıldım, yazmak gelmedi içimden... Yazacak futbol dışı bir konu aradım, malum futbol asla sadece futbol değildir klişesi sardı dört bir yanımızı. Eh madem klişe bir konsept seçiyorum, konunun öznesi de klişee olmalı dedim : Vuvuzela!


Dünya Kupası sonrası yapılacak anketlerde, turnuva yıldızı kim olur sorusuna Vuvuzela eklenirse haksız rekabet olur. Zira her takım bir kaç gün arayla maç yaparken, bu çılgın alet günde 3 maça çıkıyor, hem de hiç susmadan...

Öyle ki, Dünya Kupası'na aslında ilgi göstermeyen, hatta futboldan fazla haz etmeyenler dahi Afrika'nın yöresel bir çalgısı olan Vuvuzela'yı tek kalemde telaffuz edebiliyor. Özetle, artık Dünya'nın tanıdığı en meşhur Afrikalı oldu Vuvuzela...

Gelelim benim asıl kaygıma... Bilindiği üzere Eskişehirspor tribünlerinde 2006 yılından beri BandoESES oluşumu bulunmakta. BandoESES o kadar güzel işler çıkarıyor ki, çok defa Eskişehir deplasmanına BandoESES'in ve açık tribünün yaptığı ortak çalışmayı izlemeye geldiğini itiraf edenlerle karşılaştım. Çünkü BandoESES, özellikle 10.000 taraftarın olduğu Açık Tribün'ü tamamiyle ayağa kaldırarak, 7'den 70'e atkı sallatıyor, bağırtıyor. Kolay yakalanır türden bir şey değil. Dolayısıyla, imrenen taraftar sayısı azımsanmayacak ölçüde çok...


Geçtiğimiz sezon, Trabzonspor Bando olmaksızın denedi Espana Cani eşliğinde yaptığımız atkı şovunu, başaramadı... Bursaspor taraftarı, bir maç için Mudanya Belediye Bandosu'nu getirdi, olduramadı... Çeşitli arayışlarda rakipler kısacası. Peki ya, olur da bir takım taraftarı üşenmez, Afrika'dan Vuvuzela getirtir ve kendince bir bando(!) kurmaya kalkarsa? Hiç bir şey değil de bu düşünce beni feci halde korkutuyor...

Burdan yetkililere sesleniyorum : Lütfen henüz Dünya Kupası'na giden Türk'ler dönmemişken bir kanun falan çıksın ivedilikle, ülkeye Vuvuzela sokmayı yasaklayan... Olmaz mı? Olur bence, olmalı... :)