11.1.11

Kahramanmaraş'tan Bremen'e

Yorucu geçen bir günün ardından soluğu evde alıp, pijamalarımı giyip, kahvemi de koyduktan sonra bilgisayarın karşısındaki yerimi aldım. Facebook'ta hemen hemen bütün Es-Esli arkadaşlarım Werder Bremen'i 3-1 yendiğimizle alakalı iletiler yazmıştı. Çok şaşırdım, bilgiyi teyit etmek için eskisehirspor.com'a girdim, orada da öyle yazıyordu. Günün bütün yorgunluğu, bütün mutsuzluğu akıp gitmişti. Daha sonra düşündüm, acaba Werder Bremen kadrosu nasıldı diye? Şöyle bir kadro söz konusuydu:
1 Wiese 41 Schmidt 15 Prödl 29 Mertesacker 8 Fritz 44 Bargfrede 22 Frings 10 Marin 14 Hunt 7 Arnautovic 24 Pizarro.. Yani orijinal ilk 11'leriydi. Şaşkınlığım katlanmıştı. Almanya'nın en önemli takımlarından, her sene Şampiyonlar Ligi'nde önemli sonuçlara imza atan Werder Bremen'i üstün bir oyunla ve 3-1 yenmiştik. Evet, hazırlık maçıydı, ama ne olursa olsun yenmiştik.

Aklıma çok değil, 5 sene önce sıcak bir bahar günü oynadığımız Kahramanmaraşspor maçı geldi. Muhtemelen pazar günüydü. 3-1 yenmiştik. Mustafa Sevgi, Mehmet Eren ve Mehmet Akif atmıştı gollerimizi. Kendi kendime "Nereden nereye?" diye sordum.

Dediğim gibi hazırlık maçıydı, ama belki de Avrupa'ya bir mesaj gönderdik. Umarım Schalke 04 maçında bu sinyali daha da kuvvetlendirir ve ikinci devreye başlamadan önce bir heyecan daha yaşarız.

9.1.11

1970-1971 Türkiye Kupası İlk Maç(Bursaspor) için. Es Es Yalova Şekerbank Kampında... Büyük Kaptan Fethi Heper hatıra fotoğrafı çektiriyor.

8.1.11

Çocukluğum, Gençliğim : Efes Pilsen


2001 civarıydı, o döneme kadar okul bahçeleri dışında pek varlık gösteremediğim basketbolda ilk formama Eskişehir'de yaklaşık 30 takımlı yıldız kategorisinde ortalamanın üzerinde sayılabilecek bir takımda sahip oldum. Renkleri lacivert beyazdı ve sanki hesaplamışım gibi ilk defa edindiğim gerçek(!) basketbol ayakkabısıyla aynı renkleri taşıyordu...



Türkiye'ye basketbol hep ani ve hızlı hareketler şeklinde çıkış yapıp yaygınlaştı, ülke tarihinde parmakla gösterilecek etkiler var basketbolun düz futbol taraftarlarınca ve hatta sokaktaki vatandaş için çekici gelmesini sağlayan. Aklımda kaldığı kadarıyla 80'li yılların başlarında yayınlanan Beyaz Gölge dizisi (90'ların sonunda TRT tekrar verdiğinde izlemiştim, enfes), sonrasında 90'larda çocuk olanların gözünü boyayan Michael Jordan'ın yanı sıra Charles Barkley, Patrick Ewing gibi NBA yıldızlarını da barındıran Space Jam filmi...

Ancak, dizi - film sayesinde basketbola ısınan halkın bu sporu gerçekten sevmesinin altında çok daha reel bir başarı öyküsü yatıyor. Yıllarca popüler spor futbolda "yenilmiş ama ezilmemiş" bir millet olmaktan öteye gidememişken o döneme kadar televizyonda gördüğümüz kara ve uzun adamlardan izlediğimiz oyunda, basketbolda Avrupa'nın tepesine, Koraç Kupası'na yürüyen bir takım vardı : Efes Pilsen!


Peter Naumoski efsanesinin yanında yüzde yüz yerli Tamer Oyguç, Ufuk Sarıca, Volkan Aydın, Tarık Sarıçoban gibi gurur kaynaklarının yer aldığı kadro 93'te direkten döndüğü Avrupa Kulüpler Kupası'ndan 3 sezon sonra 1996 Koraç Kupası'nı kazanmayı başararak ülkeye kulüpler bazında (tüm branşlarda) ilk Avrupa Kupası'nı getirmişti.

Sonrasında takım nesil değiştirdiğinde bu başarının tesadüf olmadığını 2000 ve 2001 yılları Euroleague Final Four'da Hidayet Türkoğlu, İbrahim Kutluay, Damir Mulaomeroviç'li kadrosuyla arka arkaya iki kez 3. olmuş ve bu başarıyı ilk yakalayan Türk takımı olmuştu bir kez daha. 2001 Avrupa Basketbol Şampiyonası'nda ses tellerimizi yerinden oynatan, gözlerimizi dolduran 12 Dev Adam'ın kadrosunu yarı yarıya doldurmuş takım da aynı ekipten çıktı elbette...


Tekrar benim hikayeme dönersek, tam da bu efsane çıkışı yakalayan, Türkiye ve Avrupa basketbolunda yumruğunu masaya vurup biz de varız diyen Efes Pilsen ile aynı renklerde bir formaya sahip olmanın haklı sevinci vardı üzerimde. Forma numaraları seçilirken hiç birimiz rakam görmedik o formaların sırtında; 5 numaraya bakan Hidayet'i, 12 numaraya bakan Hüseyin Beşok'u görüyordu... Ben mi? 4 numara: Damir Mulaomeroviç. Oyun kurucu pozisyonunu kendisini izleyerek öğrendiğim düşünülürse hiç de yadırganmayacak bir gerçek.

Yıllar içinde zaten o kadar da gelecek vaat etmeyen takımımız dağıldı ister istemez, ancak ne zaman Efes Pilsen takımını görsem televizyonda, gazetede veya bilumum sosyal ortamlarda; aklımın bir köşesinde çocukluk ve gençlik arasındaki o lacivert beyaz günler belirir ufak bir tebessüm eşliğinde.


Gündemde olduğu üzere Türkiye Basketbolu'nda Efes Pilsen'in adı malum kanun nedeniyle tarihe karışacak. Ancak bu yazı benden tarihe bir not olsun: Efes Pilsen Türkiye'de basketbol tarihinin kendisidir. Ben, eski takım arkadaşlarım, futbolda yaşanan hezimetlerin intikamının Efes Pilsen tarafından alındığına inanan amca, veya kupa kaldırılırken televizyon karşısında gözleri dolan herhangi bir anne... Hepimiz Efes Pilsen'e ait anılara sahibiz. Bizim hafızamızla oynamadığınız sürece Efes Pilsen'i silemezsiniz, bu böyle biline!




not: yukarıdaki yazı alkolsüzdür, gönül rahatlığıyla tüketebilirsiniz.

7.1.11

Çok Güzel Hareketler Bunlar

Herkes dilinde bir Barcelona türküsü tutturmuş, coşuyor forumlarda, sözlüklerde, twitter'da... Neymiş efendim, altyapı oyuncularından A takıma kadar tüm Barçalılar aynı tesislerde idman yapıp, aynı hamamda yıkanıyormuş(?) Bu da Barcelona'nın dünyanın zirvesinde sabitlenmesinde büyük etkenmiş,vs...

Yukarıda yazanların tamamına katılmakla beraber hayranlığımı da fırsat buldukça dile getiriyorum. Hatta üç gün önce, tesislerde gözüme çarpan bir detayı yazarken değinmiştim aynı konuya. Bu ve bunun gibi hareketlerin dünyanın neresinde olursa olsun sağlıklı sonuçlar vereceğine inananlardanım. Ancak, ülke olarak imrenmekten öteye geçmiyor oluşumuz üzüyor içten içe gerçek sporseverleri.





İşte tam da bu konuda beni şaşırtan bir isim: Eskişehirspor Teknik Direktörü Bülent Uygun. Kendisini oldum olası sevmedim, sevemedim. Özellikle, klişe olduğu üzere Sivasspor'un başında şampiyonluğa yürürken işindeki başarısıyla ters orantılı demeçlerinden tiksindim. İçinde bir başkaldırı var İstanbul takımlarına karşı, ama bunu yansıtma şekli gerçekten çirkin. Gel gelelim sezarın hakkı sezara. Bu adam, yıllardır kimsenin görmek istemediği gerçeğe parmak bastı sezonun devre arasında.


A takımın kamp yapmak için gittiği Side'ye A2, U18, U17, U16, U15 ve U14 takımlarının da gitmesi için masrafların yarısını kendi cebinden ödedi. Böylece, altyapı oyuncuları hem erken yaşta profesyonel kamp havasını soluyacak, hem de kulüp tarafından kendilerine değer verildiğini hissedecekler.





Son zamanlarda altyapı adına gerçekten güzel gelişmeler oluyor. Henüz ütopik gibi gelse de, doğru bir yönetim sistemiyle, takımın kadro itibariyle en azından yarı yarıya altyapıdan gelen oyuncularla başarıya yürümesi hiç de imkansız değil.



6.1.11

Sezer,Sezar meselesi..

Eskişehirspor camiası 12 yıl Süperlig'den uzak kaldığı için futbolcusunun transferi olayına birazcık aşırı tepki göstermeye başladı son günlerde.

Evet herkesin bildiği gibi Sezer Öztürk' ün Beşiktaş' a transferi. Bugün sokağa çıktığımda yakın çevrem tarafından Eskişehirspor başkanı muamelesi gördüm. Beşiktaşlılar "Sezer' i bize verecek misiniz?", diğer takımların taraftarları "Sezer nereye gidiyor" diye soruyorlar. Ben de gelişmeleri takip ediyoruz demekle yetiniyorum.

Henüz kesinleşmiş bir durum yok. Ancak herkesin bildiği şeyler var. Beşiktaş' ın Sezer' i istediği, Eskişehirspor' un Sezer' i ucuza yollamak istememesi, Sezer' in Beşiktaşta zor oynayacağı ve Eskişehirspor' da kalırsa sezonun geri kalanında verimli olamayacağı.

Son cümlem tartışabilir, ancak bir takım ister düşme hattında olsun, ister orta sıra takımı olsun, ister üst sıraları zorlayacak olsun; bir futbolcuya bel bağlamamalı. "O giderse yapamayız", "X' i satanı biz de satarız" gibi klişeleşmiş cümleler bence çok uç durumlar dışında gereksiz. Bugün takımda vazgeçemeyeceğimiz bir futbolcu olmamalı. Taraftarın büyük çoğunluğu öyle düşünüyor. Tabiki hedefleri olan takımlar önemli futbolcularını satmamalılar ama bu profesyonel hayatta bunun çok üzerine düşmemek lazım. Ülkemizde bazı takımlar önemli futbolcularını satmayıp ısrarla kadrolarında tutuyorlar. Ancak transfer dedikodularından sonra ne derece verim alıp alamadıkları ortada.

Bu gibi durumlarda kulüp duruşunu bozmamalı. Futbolcusuna sahip çıkıp hakettiği bonservis ücretini belirlemeli. Ancak, futbolcu gitmek istiyorsa da çok üzerine düşüp futbolcuya vazgeçilmez olduğunu hissettirmemek lazım.

Ben bu tarih itibariyle Sezer' in Eskişehirspor'da kalacağını düşünüyorum. Ancak kaldığı takdirde ne derece verimli olur bunu da tartışmak lazım. Sezer karakterli bir futbolcu. Umarım hem Eskişehirspor için hem de Sezer için gelecek günler iyi olur.

4.1.11

İşte Bunu Seviyorum


Eskişehir'de bulunduğum bir vakit takımın idmanını izlemeye gittiğimde çektim bu fotoğrafları. Tesislerde duran bu araç, öğrendiğim kadarıyla altyapı oyuncularına servis amaçlı kullanılıyormuş. Kaç yıldır kulübe ait, yada yıllar içinde hangi amaçlarda kullanıldı bilmiyorum ama kanım fena halde ısındı.

Altyapı oyuncularına aşılanması gereken "Yüksek Eskişehirsporluluk Bilinci"ne giden yollarda bu aracın katkısı şüphesiz büyük. Tıpkı Barcelona'nın Xavi'li, Messi'li takımı ve minik takımının aynı tesislerde idman yapması gibi bizim minikler de üzerinde çalışılmış bir minübüsle abilerinin yanına, antrenmana hevesle gidiyordur eminim.

Bir gün bu minibüs vadesini doldurup hurdaya çıktığında talip olacağımı şimdiden duyuruyorum. Olur da çalışır haldeyken satışa çıkarsa da deplasmanlara gitmek süper olur, kaç saat sürerse sürsün!




Suya Yazı Yazmak Gibidir Seni Sevmek

17.12.10

EStiklal ES La Nuestra


Pazar, İstiklal Caddesi, öğleden sonra... Bu üç faktör bir araya gelince "keyif" sözcüğü istemsiz girer cümleye. İşte, tam da o cümleyi kurmanın zevkini yaşıyorum şu an: "Pazar, öğleden sonra 3'te İstiklal Caddesi'nde keyifli anlar yaşamak isteyenlere duyurulur; BandoESES, Rio'daki kadar göze hitap etmese de iddialı bir karnaval için geliyor! :)

Kardeş takım Kasımpaşa'yla 19 Aralık 2010'da yapılacak maç öncesinde Boğazın Kırmızı Şimşekleri önderliğinde, Eskişehir'den gelen taraftarların da katılımıyla binlerce kişi Taksim Meydanı'nda buluşup RTE Stadyumu'na marşlar ve artık taraflı tarafsız herkesin de keyifle izlediği ESPANA eşliğinde yürüyecek.

Henüz Eskişehir deplasmanına gelmediği halde BandoESES'ten haberdar olan ve izlemek için fırsat kovalayan bir çok dost var İstanbul'da... Saçma bir güvenlik prosedürü nedeniyle enstrümanları deplasmanlarda tribüne alınmayan BandoESES, "Etrafı duvarlarla örtülü alanda şenlik ortamına engel olabilirsiniz, ama sokaklar bizim!" düşüncesiyle EStiklal Caddesi'nde yapacak bu sefer gösterisini binler eşliğinde.


Saat 15:00 itibariyle Taksim Meydanı'nda başlayacak yürüyüş, Odakule'nin altından Kasımpaşa Stadyumu'na varmak suretiyle son bulacak... Hali hazırda ayağınıza kadar gelen bu fırsatı kaçırmayın, kenarından köşesinden yakalayın bu karnavalı.

4.12.10

Kayseri Öncesi Kısa Kısa

-Bu hafta maçımız pazartesi günü. Federasyon ve Lig TV sağolsun elele verip iğrenç bir fikstür çıkarıyorlar. Maçlarımızın büyük çoğunluğunu pazartesi ve cuma günleri oynuyoruz bu sene. Kayseri'de pazartesi oynadıktan sonra Cuma günü evimizde BJK'yi ağırlayacağız. Taraftarımızın önemli kısmı bundan fazlasıyla muzdarip olsa da stadımız doluyor, deplasmana taraftar gidiyor. 6 Aralık Pazartesi günü ise Kayserispor deplasmanına Kadir Has Stadyumuna gidiyoruz.

-Takımda ilk haftalara nispeten -saha içinde- gözle görülür bir düzelme var. Hocasız çıkmamıza rağmen, özellikle son 2 haftada Trabzon (0-0) ve Manisa (2-1) maçlarında oynanan futbol az da olsa ışık veriyor. O yüzden Kayseri deplasmanından oldukça ümitliyim ben.

-Kalede İvesa , Defansta Sezgin(Koray) - Saffet - Diego - Volkan 4 lüsü yüzde 99 sahada olacak.

-Ortada Doğa ve Bülent Ertuğrul sahada olur. 3. önlibero olarak Alper sahada olabilir. Trabzon deplasmanında böyle başlamıştık. Çok defansif bir ortasaha. Bu ortasahanın hücum yükünü çekmek için Erkan Zengin sağ açıkta görev alabilir. Büyük ihtimal önce rakibi yorup 2. yarı Sezer ve Burhan' ın oyuna dahil olmasıyla golü arayan taraf oluruz. Ancak ilk yarı gol yersek herşey değişebilir.

-Forvet hattında Serdar'ın yeri garanti gibi duruyor. Deplasmanda rakip defansı yorup hırpalıyor, ayrıca pozisyona da girebiliyor. Yanına Adem- Jaycee ikilisinden biri de olabilir, Sezer forvet arkasında da oynayabilir. Böylece güçlü bir orta sahamız olur. Maç saati bunların hepsi belli olacak.

-Kayserispor ise ligin en az gol yiyen takımı olmasının yanında sahasında oldukça etkili. Sahasında hiç yenilmemiş, 4 G 3 B almışlar. Ancak Santana ve Zaleyata gibi gol ayakları sahada olmayacak. Serdar Kesimal' da önemli bir eksik. Mehmet Eren şu an rakibin en etkili futbolcusu konumunda.

-Benim Kayserispor'da en çok ilgimi çeken şey kalecileri Suleymanou. Topu oyuna o kadar güzel sokuyor ki tebrik etmemek elde değil. Ortasahaya kadar eliyle attığı uzun paslar bir çok kontra atağın başlangıcı oluyor. Dikkat etmemiz gereken en önemli husus.

-Maç biletlerinin 1 TL olması Kayserispor camiasının bizden, özellikle de taraftar etkimizden çekindiğine net delildir, takımın sahaya çıkarken öz güvenle çıkmasına yardımcı olabilir bu detay.

-Umarım 3 puanı alan taraf biz oluruz. İlk yarı bitene kadar toplayabildiğimiz kadar puan toplayıp, çok değil 1-2 önemli takviye ile üst sıralara tırmanmamız içten bile değil. Haydi ES-ES..

23.11.10

yirmibeş


henüz ilk yarısı dahi bitmemiş bir maçtayken,

erken jübile yapıp tribüne çıktığında 25'indeydi...

gitmese bir 25 daha yaşayacaktı.

şimdi ben 25'imdeyim, vedam ne zaman olur bilinmez,

bir 25 daha yaşarsam görür müyüm o kupayı?

işte onu bilmek gerçekten imkansız.

ama bildiklerim de var elbet;

değil 25, 50 yıl geçse dahi o gün gelecek,

elimde kupa, içindeyse şampanya değil, Sinan'ın ruhu olacak!

...ve maç işte o gün bitecek.