7.5.10

Hatasız Federasyon Olmaz


Önce Süper Lig'e çıkmak için oynanacak olan play off maçları Kasımpaşa ve Ali Sami Yen'de oynanacak diye resmi açıklama yapıldı TFF'den. Ben de bunun ne denli yanlış bir karar olduğunu vurguladım.

Bu açıklama sonrasında Karşıyaka taraftarları bir açıklama yayınladı, duydukları kaygı hakkında.

Gelen tepkiler ve çağrılar sonrasında TFF yaptığı saçmalığı (evet saçmalık) farketmiş olacak ki, yeni bir açıklama yaparak maçların oynanacağı stadlardan Kasımpaşa'yı çıkartarak, Olimpiyat Stadı'nı dahil etti.

Ne diyelim, geç olsun güç olmasın..

6.5.10

Bile Bile Lades


Türkiye Futbol Federasyonu, Bank Asya 1.Lig Yükselme Grubu maçlarının 17, 20 ve 23 Mayıs tarihlerinde İstanbul'da Kasımpaşa Recep Tayyip Erdoğan ve Ali Sami Yen stadyumlarında oynanmasını kararlaştırdı. TFF Yönetim Kurulu tarafından sezon başında statüsü değiştirilerek tek devreli lig usulü ile oynanması kararlaştırılan Yükselme Grubu maçlarına 2009-2010 sezonunda Bank Asya 1.Lig'i 3,4,5 ve 6. sırada tamamlayan takımlar katılacak. Tek devreli lig usulünü lider olarak tamamlayan ekip, Turkcell Süper Lig'e yükselen 3. ve son kulüp olacak.


Haber TFF sitesinden alıntı. Öncelikle, yaşadığım şehirde tam da sezon bitti derken, bir turnuva yapılacak olması gayet keyif verici. Onun dışında, bu organizasyonun play off maçları olması ayrı bir heyecanlandırıyor insanı. Zira, bu ülkede Türkiye Kupası dahil hiç bir turnuva bu kadar keyif veremez tarafsız izleyen kişiye. Hangi play off olduğunun heyecan anlamında çok önemi yok benim için. Bank Asya'ya çıkma maçları da olsa aynı keyif, Süper Lig'e çıkma maçları da.. Ama, tuttuğum takımın bulunduğu lige gelen takım elbette daha bir merak uyandırıyor bünyede...

Madalyonun bir de öbür yüzü var lakin... Bu sezon inanılmaz bir ivmeyle tırmanışa geçen Karabükspor zaten haftalar önce yerini aldı diğer yolcuları beklemeye başladı. Bu hafta, 2. yolcu da belli olacak. İki aday var direk Süper Lig'e gidecek araç için ayrılan son bilete... İzmir'den Buca ve Adanaspor. Hangisi kapar bileti bir tahminim yok. Ama, gidemeyen İstanbul aktarmalı gitmeyi deneyecek Süper Lig'e, bu kesin... Play off için geriye kalan 3 takım da Altay, Konya ve Karşıyaka... Evet Karşıyaka...


Yıllardır direkten dönen, hep "artık gelsin de ortalık renklensin" diye anılan takım Karşıyaka... Geçen sezon yine direkten dönmüştü. Tam da direkten dönerken, ben de oradaydım. Kasımpaşa tribününden izledim maçı. Hatta o zamanlar yazmakta olduğum esesim sitesinde maç yazısı da yazmıştım. Maçta 1-0 önde giden Karşıyaka son dakikalarda yediği golle önce uzatmaya, uzatma yediği golle de evine döndü... Moraller bozuktu maç sonunda ister istemez. Tatsız olaylar oldu. Ama öyle böyle değil, sahaya 200 civarında Karşıyaka taraftarı girdi öfkesini tutamayarak... Hatta sonrasında yanlış hatırlamıyorsam 5 maç seyircisiz oynama cezası aldı. Bunun semeresini epey çektiler yani...

Yazının başındaki habere dönecek olursak, play off maçları İstanbul'da yapılacak bu sezon. Hem de, Ali Sami Yen ve Kasımpaşa stadlarında... Evet Kasımpaşa! Federasyon bu kararı verirken Karşıyaka'nın play off oynaması kesinleşmişti. Şimdi, her play off zamanı olduğu gibi binlerce Karşıyakalı İstanbul'a gelmeyecek mi? Geldiğinde Kasımpaşa'da oynanan bir maçında takımını desteklemeye gitmek istemeyecek mi? Peki, Kasımpaşalılar bu esnada nerede olacak? Evet, onlar da gidecek maçlara... Şimdi, bu maçlardan birinden önce yada sonra en ufak bir olay olduğunda, bunun sorumlusu Kasımpaşalı taraftar mı, Karşıyakalı taraftar mı yoksa maçların oynanacağı stadları hiç hesap, kitap yapmadan yangına körükle gidercesine belirleyen Federasyon yetkilileri mi?



2.5.10

Flashback


Yine yenildiğimiz bir maç sonrası, bilgisayarımda eski fotoğrafların olduğu klasörü açtım.. 768 fotoğraf birikmiş yıllar içinden derlenen. Tek tek baktım, hepsini ayrı ayrı yaşadım yeniden... Nerelere yükselmiş, ne dipsiz kuyulara düşmüşüz...


Henüz Türkiye 1. Ligi, İstanbul dışında bir şehirden takımı bünyesinde barındırıyor olma fikrine adapte olamamışken, şampiyonluğu tam 3 defa kaçırmışız, hele ki 2 tanesi 3'er puanla... Sonrasında o zamanın Fuar Şehirleri Kupası'nda (Uefa Avrupa Ligi'ne tekabül eder günümüzde) Sevilla'yı elemişiz son 10 dakikada gelen 3 golle... Öyle ani, öyle sert bir etki oluşmuş ki, Eskişehirspor, karşısında dikilecek bir güç bulamadığından, adeta bir şimşek gibi görüntüsüyle, gürültüsünü yarıştırmış sahada...

Aradan yıllar geçerken istediğimiz gibi gitmemiş işler. Direksiyon başında uykuya dalan otobüs şoförü gibi çıkmışız yoldan, hem de içinde binlerce yolcusuyla! Şampiyonluk yolundan çıktığımız yetmezmiş gibi şarampole yuvarlanmışız bir de...

Yılar yılları kovalarken biz çakılıp kalmışız düştüğümüz çukurda. Çoğu bugün kulübü kapatmış, bir kısmı amatör kümede, bir kısmı alt liglerde orta sıralarda oynayan takımlara karşı 20 bin kişi tezahürat yapmışız Avrupa'da kupalara yürür gibi.. Gün gelmiş kapasitenin üzerinde taraftar almaktan ceza almış, bir nevi deliliğimizi tescillemişiz... O yıllarda Eskişehirspor forması giyen futbolcular hayatları boyunca belki hiç 1. Lig'de bir takımda oynamadı, ama o taraftar sayesinde 1. seviyede taraftar karşısında çıktı sahaya her biri...

2. Lig'e (!) çıkabilmek için final maçına gittik on binler olup... Ankara'daki tarihi Cebeci Stadı kapasitesini ilk defa dolu gördü yıkılma arefesinde...

Sonrasında, birden bire nasıl olduysa uyandık o derin uykudan. Yolumuzdan, hiç sapmak istemediğimiz hedefimizden çok uzaklaştığımızı gördük. Ancak, biz o uykudayken bile yolumuza devam ettik rüyalarımızda. Yıllarca ürküttüğümüz rakiplerimize biraz gırgır, çoğu zaman ciddi mesajlar yolladık bizi unutmasınlar diye... Unutmak istediler, geri dönmemizi istemediler... Ama döndük!


inönü'yü yaktık Süper Lig'e dönerken... Yıllar önce olduğu gibi İstanbul'dan başladı yine devrim!

Şimdi, yüzümüze soğuk su çarptık ve kendimize geldik... Artık geçmişten çıkardığımız dersler var. "Sürekli kazanan takımlar, kaybedince normalden daha büyük zarar görür" klişesi vardır mesela. Biz kaybetmeyi öğrendik; dibe vurmadan yükselemezsin derler, biz dibe vurduk ve yükselmeyi öğrendik sonrasında. Ya da hor görmemeyi öğrendik, zor duruma düşen rakiplerimizi, başarıya bir adım kala tökezleyen takımın taraftarlarını... Büyük konuşmamayı öğrendik; düşmeyiz, kaybetmeyiz gibi kelimeleri sildik kafamızdan, onun yerine "Düşsek de, yenilsek de büyük bir yumruk olarak yerimizi almaya devam edeceğiz" cümlesini kazıdık beyinlerimize...

Vaktidir artık... Önce istikrar, sonrasında başarı bekliyor bizi. Başarı dediysem öyle, ligi 2. bitirmek, Avrupa'da tur atlamak falan değil... Egale edilen başarılar ancak tebessüm oluşturur yüzlerde. Bunca senedir bekleyen binlerce Esesli, tebessüm değil gülmek, sevinç çığlıkları atmak ister artık haklı olarak!

Köşe Bucak

1.5.10

Tribün Ayrıntıda Gizlidir

Maç başlamadan saatler önce Bostancı'daydı yaklaşık 100 kadar Eskişehirspor taraftarı... Biraların sayısını bilmiyorum ama mekan sahibini bir haftalık tatile çıkaracak kadar çoktu, buna eminim! Maça 2 saat kala stada doğru hareket etmek gerekiyordu, kalkıp Bostancı Tren Garı'na geçildi ve banliyö beklerken besteler söylenmeye başladı... Karşımızdan gelen güvenlik görevlisi, gelecek trenin ilk vagonunu bize tahsis edeceğini söyleyerek bize jest yapmış gibi görünse de taraftarın görüntüsünden ve gürültüsünden çekinmişti...

Akabinde, tren içinde, hayatım boyunca almadığım keyiflerden birini yaşadım. Videolarına ulaşınca paylaşacağım. Bize rağmen vagonda kalmayı tercih edenler ellerinde telefonlar kameraya çekiyorlardı... Espana, Şinanari, ve diğer klişeleşmiş tüm bestelerin yanında resmiyete henüz yeni dökülen Milan kardeşliğine dair tezahüratlar...

Maçtaki oyunu ve detayları bi kenara bırakırsak, dakika 65'te yaşadığım onur bana her şeyden büyük haz ve gurur verdi... Skor 2-0 aleyhimizde ve kötü bir futbol varken tüm stada, bizi izleyen tüm rakiplerimizle alay eder gibi, son ses şinanari yaparken telefonuma o esnada Fenerbahçe tribünlerinden maçı izleyen bir arkadaşımdan mesaj geldi. Dokunmadan aktarıyorum : " İşte taraftar bu, helal olsun Kırmızı Şimşekler'e!" Bundan öte bir duygu yaşatamazdı kimse bana bugün... Evden hasta olduğum için sadece alkışla destek vermeyi düşünerek çıktığım maçta, tam da bu mesajdan sonra sesim kısılırcasına haykırdım : " Yenilsen de yensen de taraftarın seninle...."

30.4.10

Kadıköy Çıkarması


Şampiyonluk maçıymış, dönüm maçıymış, yıllar sonra duble yapma ihtimalleri doğmuş, vs vs vs... Günlerdir sadece bu haberler var gazete ve televizyonlarda.

Spora, genelikle de futbola müsabakaya çıkan - çıkacak olan 2 taraf açısından değil de İstanbul takımları gözünden bakan, onların lehine durumları sıkıntı yapmayan, ama aleyhinde durumlarda yeri göğü inleten medyamız farkında mıdır bilmem ama bahsi geçen takımın yarın (1 Mayıs 2010) oynayacağı maçla ilgili 2600 kişilik bir sıkıntı var ortada.


Fenerbahçe - Eskişehirspor maçının Fenerbahçe biletleri salı günü satışa çıkmış olmasına karşın, misafir takım tribünü biletleri hala satışa sunulmadı. Biletix, Fenerbahçe Kulübü veya Eskişehirspor Kulübü de bu konuda net bir açıklama yapmıyor. Bu gidişle misafir takım biletleri, maç günü staddaki gişeden satılacak. Bu durum da beraberinde ciddi boyutta sıkıntılar getirecek.


Yarın 1 Mayıs, İşçi Bayramı... Devrimci İşçiler olacak Taksim ve bilumum meydanlarda... Avrupa Yakası'nda Taksim ne anlama geliyorsa, Anadolu Yakası için Kadıköy odur... Bu da demek oluyor ki, sabah saatlerinde şehrin en hareketli 2 noktasından biri olacak Kadıköy. Bunca kalabalık ve sıkıntılı ortam varken, biletlerini karaborsacılara kaptırmamak adına sabahın erken saatlerinde üzerlerinde forma ve atkılarla Kadıköy'ün yolunu tutacak olan Eskişehirspor taraftarını nasıl olur da hesaba katmazlar anlamak mümkün değil.



Şimdiden uyarmış olalım, kimse şaşırmasın, meydanlarda 1 Mayıs kutlanırken yakınlarda bir yerde yine siyah kırmızı bir topluluk görecek insanlar. İşte, orda da futbol devrimcileri olacak. Umarım ben bu yazıyı yazdıktan sonra gün içinde biletler çıkmış olur. Yoksa, hiç de düşünmek istemediğim tatsız olaylar bizi bekler...

26.4.10

"O AN"




Geçmişe dayalı olasılık hesaplarını oldum olası sevmem. Ama bir defalık istisna yapıyorum...

Maç 90+4 değil de 90+3 oynansaydı neler olurdu... Misal, maçın ikinci yarısında verilmeyen Eskişehirspor penaltıları gerektiği kadar medyada "Eskişehirspor'un mağduriyeti" olarak yer bulabilir miydi? Ya da, bir forvetin arayıp bulamayacağı fırsatları değerlendiremeyen Ümit Karan golü atamadan maç bitseydi yine üçlü çektirebilir miydi maç sonunda orta sahada?

O gol gelmeseydi son dakikada, Eskişehirspor taraftarı gerçekten hak ettiği 2 puan dışında çok bir şey kaybetmeyecekti. Takımını sesi kısılana, eli atkı sallamaktan, bacakları zıplamaktan yorulana kadar desteklemiş ve evinin yolunu tutmuş olacaktı sitemkar bir tavırla en fazla... Ama, rahatlıkla söyleyebiliriz ki Ümit Karan kafasını kullanarak o golü atamasaydı hem kendisini ateş çemberinde bulacaktı, hem de maçın hakemi Serkan Çınar'ın sahadan bu kadar rahat ayrılmasına mani olacaktı.



Öyle büyük hatalar yaptı ki her ikisi de...Serkan Çınar, bir kısmı tartışmalı olmakla beraber Eskişehirspor'un dört ( rakamla 4 !) penaltısını hiç etti. Umut Bulut'u oyundan attığı dakikadan itibaren maçın kontrolünü tam anlamıyla yitirdi... Ümit Karan ise ne ayağına, ne de kafasına gelen topları bir türlü kadraja sokamadı... Öyle tuhaf bir görüntü oluştu ki, kötü futboluyla Trabzonspor sanki Eskişehirspor maçı kazansın diye imkanlar yaratıyor, Çınar & Karan ikilisi de elinin tersiyle itiyor bu fırsatları...



Neyse ki, tam da taraftarların "Yeter artık Ümit!" diye isyan ettiği, diğer oyuncuların tribüne dönerek susun ve destek verin ricasında bulunduğu dakikadan hemen sonra Doğa Kaya'nın derslik ortasına gerçekten güzel bir dokunuşla noktayı koydu... İşte "O" gol, 2 kariyeri kurtardı bu gece: Serkan Çakır & Ümit Karan...


*özel not: Trabzonspor'da maç boyunca gerçekten mücadeleyi, azmi, inancı hissettiren ve maç sonunda göz yaşı döken tek adam olan Onur'u tebrik ediyorum. Son dakikada yediği gole kadar güzel direnç gösterdi. Tüm sporculara örnek olsun...

25.4.10

Renk Aşkı


Bugün oynanan maçta Ziraat Bankası, Galatasaray karşısında ilk maçtaki avantajı (3-1) sayesinde Teledünya Türkiye Kupası'nı 2. set sonrası almayı garantiledi. Sonrasında finalin ilk ayağındaki başarının aynısını göstererek 3-1'lik skorla maçı aldı ve kupayı kaldırdı.

Hayatım boyunca hiç voleybol oynayamadım, yazlık ortamlarda 12 kişi spor olsun diye maç yaparken ben 13. kişi oldum.. Yetenek işi vesselam... Ama seyri zevkli bir spor voleybol. Fırsat buldukça, denk geldikçe izlemeye özen gösteririm..

Bugün Ntvspor'da maçı izlerken, Ziraat Bankası takımının liberosuna gözüm takıldı... Forma rengi takımdan ayrı olması kural gereği olan libero siyah-kırmızı formayla çıkmış sahaya, güzel işler yapıyordu... O andan itibaren maçı taraflı izlemeye başladım, sadece ve sadece renklerinden dolayı hem de...

Tamam, rakibin Galatasaray olması bir Eskişehirsporlu olarak beni zaten Ziraat Bankasını tutmaya yönlendiriyor, ancak salon sporlarını genellikle tarafsız izler, keyif almayı tercih ederdim. Ama bugün yeni bir takım edindim kendime, hem de voleyboldan : Ziraat Bankası! Hayırlı olsun...

21.4.10

Pazartesi Sendromu



23 Nisan'ın tarihsel anlamda getirdikleri elbette tartışılamaz. Ancak, 23 Nisan'ın bu yıl cumaya denk gelmesi Eskişehirspor - Trabzonspor maçını doğrudan etkileyerek Türk futbolundan olası bir festival ortamını götürdü. Normal şartlarda resmi tatil günlerinde futbol oynanmaz diye bir kural yok elbette, ancak futbol asla sadece futbol değildir.

Hafta sonu tatilinin 3 gün olmasını değerlendirmek isteyen halk, hem batı şehirlerine yakın oluşu, hem de kent güzelliğiyle ilgi çeken Eskişehir'i tercih edince olan oldu ve otellerde boş yer kalmadı. Normal şartlarda Cuma günü oynanması beklenen müsabaka öncesinde otel rezervasyonu için Eskişehir'i telefon yağmuruna tutan Trabzonspor yönetimi istediği oda sayısına tek bir otelde bir türlü ulaşamayınca, çareyi TFF'nin kapısını çalmakta buldu. Federasyon da gerekçeyi haklı bularak maçın tarihini değiştirerek pazartesiye aldı...

Buraya kadar her şey rutin bir futbol operasyonu gibi görünüyor. Ama, işin bir de farklı bir boyutu var. Eskişehirspor ve Trabzonspor bu ülkede kendi şehri dışında en çok taraftara sahip iki şehir takımı. Her ikisi de 70li yıllardan bu yana gösterdiği başarı ve edindiği sempati sayesinde yalnızca kendi şehirlerinde değil, Anadolu'nun bir çok yerinden taraftar edindi. Öyle ki, Eskişehirspor'un bir deplasmanına Eskişehir'den gidenlerin dışında İstanbul, Ankara, Bursa, Isparta, Kocaeli'deki gurbet oluşumlarından otobüsler kalkıyor. Trabzonspor taraftarı kaç şehirden otobüs kaldırıyor aynı anda emin değilim, ancak başka memleketlerde yaşayan Trabzonspor taraftarlarının "Bize Her Yer Trabzon" sloganıyla gurbet oluşumları olduğunu biliyorum...

*Geçen yıl YTÜ Bahar Şenliği'nde komşu standlarda bulunurken çekilen bir fotoğraf


Hal böyle olunca, sezon sonunda Anadolu'nun iki efsanesinin şehir dışında yaşayan taraftarları, programlarını hafta sonu hem Aşk-ı Şehir'de gezmek, hem de takımlarına bir nevi sezon sonu buluşmasına, vedalaşmasına gitmek için yapıyordu. Hele ki geçen hafta Ankaragücü deplasmanına yasak nedeniyle gidemeyen Eskişehirspor'u ve Trabzonspor'un evinde oynayacağı son maçını stadındaki tadilat nedeniyle başka bir yerde oynayacak olmasını düşünürsek tam bir şölen olacaktı.

Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Otel rezervasyonu konusunda erken davranmayan Trabzonspor yönetimine kızmak olası elbette ama asıl kabahat, bayram trafiğini hesaplayamadığı için 31. hafta maç programını önceden açıklamayan Türkiye Futbol Federasyonu bu sıkıntının gerçek sorumlusudur kim ne derse desin... Elbette, şehir dışından özellikle üniversite öğrencileri yine yoğun bir ilgi gösterecektir maça ancak pazartesi günü takımlarını desteklemek yerine işe gitmek zorunda olan gurbetçiler için tam bir sendrom olacak...

19.4.10

Şimdiki çocuklar çok şanslı

Babamdan ve çevremdeki diğer büyüklerimden duyduğum mide bulandıran bir klişe: “Siz çok şanslısınız oğlum, bizim zamanımızda böyle miydi?..” Ne kadar sinir bozucu da olsa doğru bir klişe. Düşünüyorum hep, acaba biz, bizden küçüklere hangi konudan dem vuracağız diye. İlk dem vuracağım şeyin 20’li yaşlarda,Eskişehirsporla alakalı olacağı hiç aklıma gelmezdi.


Geçenlerde kız kardeşimle konuşuyordum. İlköğretim 7.Sınıfta okuyor. Galatasarayı evimizde 2-1 yendiğimiz maçtan sonra, okula, Beden Eğitimi dersinde giymek için Eskişehirspor formasıyla gitmiş. Okuldaki Galatasaraylı çocuklarla, Galatasraylı öğretmenleriyle epey atışmışlar. İddiaya falan girmişler. Bana nasıl hevesle anlatıyor… Üzerinden 1 aydan fazla süre geçmesine rağmen hala inanılmaz heycanlı. Zaten maçtan sonra aramıştı beni de. Aynı heyecanı uzun süre muhafaza etmiş, yaşamış…

Mahallede çocukları izliyorum, daha doğru düzgün konuşamayan çocuk, top ayağındayken 'Koyay aldı topu,Seyveti geçti,vuyuyoo ve gooool' diye bağırıyordu. Çağırdım yanıma. Bi ES-ES çekti ufaklık. 'S' leri de söyleyemiyor peltek garibim. Ne de tatlı söylüyor kerata. Abisi var, o daha koyu ES-ESli. Ben, Adem Sarıyı daha çok seviyorum diyor. Fenerbahçe’ye çok güzel goller attı diyor. Forması çıkmış babam alacak bana diyor...


Sonra gidiyorum 10 sene-15 sene geriye. İlkokuldayken öğretmen sürekli tuttuğumuz takımı sorardı, sınıftaki Beşiktaşlı, Galatasaraylı, Fenerbahçeliler.. Sınıfın büyük çoğunluğu parmak kaldırırdı. Nezeketen de Trabzonsporlu var mı diye soruyordu. Olmazdı genelde. Hemen atlardım, 'Öğretmenim Eskişehirsporluyum ben' diye. Sonrasında bilindik, saçma cevaplar işte, “2. takımın yok mu? “ , “Neden tutuyorsun Eskişehirspor’u” falan..Babam öyle bir yıkamış ki beynimi, ben de “bilmem tutuyorum işte” diyordum.

Tabii en büyük çocukluk aktivitemiz, parkta futbol oynamak. Galatasaraylılar 'Hagi'sini, 'Hakan Şükür'ünü dilinden düşürmüyor top oynarken. Fenerliler Boliç, Okocha. Beşiktaşlılar’ın dilinde başka futbolcular… Ben de soruyorum akşamları evde babama, “En iyi oyuncumuz kim?” diyorum, babam dalga geçer gibi cevaplar veriyor, savıyor başından. Zorla bir isim alıyorum ağzından, ya futbolu bırakmış efsane biri ya da saçma sapan bir futbolcu oluyor genelde. Kimse tanımıyor. Ne Adem Sarı gibi ne de Koray gibi. Ben de Zidane’ı falan idol olarak seçiyorum kendime. Onlar gibi Hakan Şükür’ün attıkları gibi goller atıp havamı atamıyordum. Soma Linyit spor’u 5-2 yendikten sonra kimseye havamı atamıyordum. Kimselerle giremiyordum iddiaya. Babama, ‘bana forma al’ dediğimde arkasına yazdıracak bir isim yoktu. Zaten öyle bir forma da yoktu. Arkasında isim yazabilecek bir durumda bile değildi tuttuğum takımın forması. Öyle bir takımdı işte…


Şimdi bunun nesi kötü, ben de 20li yaşlarda bugünleri görüyordum. Hatta daha iyi değil mi aslında? Daha çok biliyorum neyin ne olduğunu. Maçlara, babama yalvarmadan gidip kendi paramla stadda izleyebiliyorum. Maçtan önce,maçtan sonra kafama göre eğleniyorum. Olaya burdan bakarsak yazdıklarım çok boş. Ama ben burdan bakmıyorum. Maçtan en fazla 2 gün sonra, o maçın heyecanını kaçırıyoruz artık. Ancak, arkadaşlarımızla oturup geyiğini yaparken açılyor tekrar maç mevzusu. Daha önemli işlerimiz oluyor artık. Pazartesi günü başladığımız garip bir hayatımız var. Halbuki çocuklar öyle mi? Kardeşim, her Beden Eğitimi dersinde o maçları hatırlatıyor. Mahalledeki çocuklar sokakta top oynarken hergün 'Adem', 'Koray' oluyorlar. Gsliler Arda büyük futbolcu dediklerinde, bizde de Adem çok iyi diyebiliyorlar. Öyle veya değil. Orasını ben bilemem, ancak çocukken bunları yaşadığınızda, çocukken onlara kapak yaptığınızda tadı bir başka oluyor sanırım. Formalara sarılıp uyuyorlar. Mahallede kah Adem oluyorlar, kah Koray. İnsan özeniyor bu heyecanı, o çocuklar gibi yaşayamadığı için üzülüyor, biraz da kıskanıyor hatta. Çocukken yapılan herşeyin tadı insanın damağında bir ömür kalır ya hani,o yüzden ben de Eskişehirspor’un büyük zaferlerini çocukken yaşamak isterdim…


Çok şanslısınız çocuklar çok! Bizim zamanımızda böyle değildi...