maç analizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
maç analizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14.2.11

Bursaspor Maçının Ardından

Sıcak mı soğuk mu belli olmayan bir pazar ikindisinde stadın yolunu tuttuk. Tek isteğimiz üç puandı...

Kadrolar açıklandı.Eskişehirspor'u tek farkla bilememiştim, o da Pele'nin oynamaması ve tek ön liberonun Alper Potuk olmasıydı. Bursaspor ise son haftaki maçlardan çok çok farklı bir kadroyla sahadaydı. Altidore ilk kez; Hüseyin, Ergic, Insua ise haftalar sonra ilk 11'deydi.

Maça hızlı başladık, art arda pozisyonlar yakaladık. Batuhan'ın az farkla kaçırdığı kafa topu, Sezer'in çataldan dönen frikiği, seken topta Tello'nun vurduğu kafa ve Ivankov'un topu harika çıkarması sadece birkaç örnek. Oyunun kontrolünü elimizde tutuyorduk. Ve böyle giderse her an öne geçebilirdik. Ancak Sezgin'in basit pas hatasında top ilk defa ayağına değen Ivan Ergic harika bir şutla topu kalemize gönderdi.

Bundan sonrası oldukça sıkıcıydı. Zira Bursaspor'un futbol oynamaya hiç niyeti yok gibiydi. Geriye yaslandılar, oyunu soğutmak için ellerinden geleni yaptılar. Hatta uzunca bir süre aut atışını bile Ömer Erdoğan kullandı, böylelikle vakit kazanmaya çalıştılar. Biz de delici hamleyi bir türlü yapamıyorduk. İlk yarı bitti. İkinci yarıda da aynı görüntü devam ediyordu. Tello'nun kafayla vurduğu top yine direkten döndü Derken 63. dakikada Bülent Uygun sazı eline aldı. 63. dakikada yorulan Tello'nun yerine Ümit Karan'ı, Ozan İpek tarafından defalarca geçilen Sezgin'in yerine de Serdar'ı aldı. Böylelikle Serdar bu sezon ikinci kez sağ bekte oynayacaktı.

Tam toparlandık derken Batuhan saçma sapan bir kırmızı kartla oyun dışı kaldı. Her şeyin bittiğini düşünüyorduk, ancak bu sefer de bir penaltı kazandık ve durumu eşitledik. Bursaspor golden sonra futbol oynama niyeti göstermeye başladı. Fakat bir kişi fazla oynama avantajını fazla kullanamadılar ve Ozan İpek de kırmızı kart gördü. Maç bundan sonra tam bir heyecan fırtınasına dönüştü, top bir o kalede bir bu kaledeydi. Fakat iki takımın da kalecileri iyi performans gösterip takımlarına birer puan kazandırdılar.

Taraftarlar arasında fazla bir olay yaşanmadı, küfür dozunda kaldı. Bu da sevindirici bir gelişmeydi.

Oyunculara bakacak olursak:

Ivesa: Geçen seneki maç kazandıran performanslarından birini izledik. Özellikle son dakikalarda harika kurtarışlar yaptı. Hava toplarında da etkiliydi.

Sezgin: Çok kötüydü. Vederson (Keçeli) ve Ozan İpek'i durduramadı. Üstüne üstlük Ergic'e de harika bir asist yapınca taraftarı çileden çıkardı.

Volkan: Sezgin'in aksine kanadını ataklara kapadı. Zaman zaman stoperlerin kademesine de girdi. Hücuma katkı da yaptı. E daha ne olsun?

Diego: Bildiğimiz gibiydi. Oyunun her yönünde o vardı. Top çaldı, pas dağıttı, ara pası attı, adam geçerek hücuma çıktı, hatta bir ara pres bile yaparken gördük kendisini. Nazar değmesin.

Nadarevic: O da bildiğimiz gibiydi. Hata yapmadı. Yüreğini sahaya koyduğu her halinden belli oluyordu.

Alper Potuk: Maçın tartışmasız yıldızıydı. Tek ön libero olmasına rağmen 90 dakika dinç kaldı, üstelik çarşamba günü ümit milli maçta forma giymişti. Son dakikalarda Ümit Karan'a verdiği pas asiste dönüşseydi veya kendi vurduğu top kaleyi tutsaydı bugün her yerde o konuşulurdu.

Burhan Eşer: Kayıpları oynadı. Hatta bir arkadaşımız (iyi Eskişehirsporludur) 50. dakikada "Burhan kimin yerine girdi ki?" diye sordu ister istemez.

Erkan Zengin: Çok iyi top taşıyor, çok iyi çalım atıyor. Bunlara eyvallah. Ancak artık kafasını kaldırıp pas ve şut da atması lazım. Topu eziyor. Herkesi çalımlayarak gol atamazsınız.


Sezer Öztürk: O varken Eskişehirspor daha farklı. Geri gelip top alması, iyi pas dağıtması, her zaman kaleyi düşünebilmesi güzeldi. Uzak mesafeden vurduğu ve çataldan dönen frikiği muazzamdı. Penaltı vuruşunda da Ümit Karan dahil bütün oyuncuların topu ona bırakması ve onun da kendinden emin bir şekilde topun başına gelmesi bu takımın liderinin kim olduğunu açıkça gösterdi.

Tello: İyi niyetliydi, ancak fazla etkili değildi. Daha iyi bir Tello bekliyoruz.

Batuhan Karadeniz: Kendisini savunan son insanları da kaybettiğini düşünüyorum. Hadi gol atamadı, hadi beceriksizliğine denk geldi, e hadi hırçın-inatçı da. Kırmızı kart görmek neyin nesi? Böyle bir maçta, mağlupken üstelik. Kendini affettirmesi için cezası biter bitmez gollerle geri dönmesi gerekiyor, yoksa sezon sonunda burada kalabileceğini sanmıyorum.


Serdar: Maçı değiştiren adam oldu. Girdiği ilk dakikada yardımcı hakemi devirdi, sonra Ozan İpek'e ilk sarı kartını göstertti, penaltı kazandı. Hakikaten buldozer.

Ümit Karan: Nou Camp'ta, Anfield Road'da goller atan bir adamın böyle goller kaçırması insanı deli ediyor. Üstelik rakip savunmayı hiç tehdit etmiyor. Sadece gereksiz koşuları var. Hepsi bu.

Doğa: Sahada fazla kalmadı, bir yorum yapmak yanlış olur.

1.2.11

1-0 Oldu, Bizim Oldu




Ankara'dan mutlu ve umutlu ayrılan taraftar 9 gün sonra takımıyla yeniden buluşuyordu. Bu sefer sahamızda Konyaspor'u ağırlıyorduk. Kimse galibiyet dışında bir şey düşünmüyordu. Hatta taraftar forumundaki tahmin yarışmasında bile sadece 1 kişi mağlup olacağımızı, 12 kişi berabere kalacağımızı düşünüyordu. Kendimize bu kadar güvendiğimiz bir maç daha hatırlamıyorum. Aslında iç sahada herkesi dize getirebilen bir Eskişehirspor ile deplasmanda sadece bir galibiyeti bulunan Konyaspor karşılaşıyordu, normal olan galibiyeti düşünmekti ama senelerdir en olmadık maçları kaybetmeye öyle alışmıştık ki pozitif düşünmek bile anormal gelebiliyordu.

Normalde kapalı tribünde maç izlerim, ancak bu sefer tribün bir saat öncesinden dolmuş. Ben de mecburen açık tribüne gittim. Kar yağmaya başladı. Açık tribünün tecrübeli taraftarları birbirlerine kaç kat giyindiklerini, içliklerini, çoraplarını anlatıyorlardı. Soğuk havaya önlem alınabiliyordu belki ama ıslandıktan sonra insanın ayak damarlarını donduran o beton zemin bizi gerçekten zorluyordu.

Açık tribün soğuk havaya ve kara rağmen normal doluluğuna ulaşmıştı. Kapalı tribün tıklım tıklım doluydu. Maçın pazartesi günü oynanmasına ve buz gibi havaya rağmen 80-90 kadar Konyasporlu da takımını yalnız bırakmamıştı. İlk yarıdaki maçta bizi çok iyi ağırlayan ve birlikte centilmen görüntüler sergilediğimiz Konyaspor taraftarını "Hoşgeldiniz" diyerek karşıladık. Onlar da bizleri alkışladılar. Ancak ilk yarının sonunda saha kenarında daracık kıyafetler giyip zar zor yürüyen ve bu soğukta yevmiyesini kazanmaya çalışan Twigy ve Eses Bonus Maskotlarına kar topu atılmasıyla, zaten her zaman barut gibi olan açık tribünün sağ tarafı hareketlendi. Küfürleşmeler, sataşmalar yaşandı. Yine de çok fazla bir olay olmadan maç bitti. Ben bu yazıyı yazarken onlar da otobüslerinde efkarlı besteler mırıldanıp düşmeme hesapları yapıyorlardır.

Gelelim maçın teknik analizine. Ivesa-Sezgin-Diego-Safet-Volkan-Pele-Alper-Burhan-Sezer-Tello-Ümit ilk 11'i ile sahadaydık. Geçen haftadan farklı üç isim vardı yani. Pele yine ön liberoda tek başınaydı, Alper onun biraz önünde orta sahanın ortasındaydı. Tello sağ, Burhan sol açık oynarken Sezer de Ümit'in arkasında yer alıyordu. Geçen haftaya göre biraz daha statik bir orta sahamız vardı diyebilirim.

Maçın ilk 10 dakikasında neye uğradığımı şaşırdım. Konyaspor bizim bölgemizde inanılmaz bir baskı oluşturmuştu. Hakan'ın yazısında da belirttiği gibi bunu bekliyorduk, ama kendi adıma ben bu kadarını tahmin etmiyordum. Bu süre zarfında Konyaspor birkaç pozisyon girişiminde de bulundu ancak başta Diego olmak üzere defansın yerinde müdahaleleri ile bu tehlikeler fazla büyüyemedi. Daha sonra üzerimizdeki baskı azaldı ve topu oyuna daha iyi sokmaya başladık. Sezer, Ümit, Burhan ile pozisyonlara girdik ancak son vuruşlarda beceriksizdik. İlk yarının ortalarında oyunun kontrolü artık tamamen bizdeydi. Kanatlardan güzel bindirmeler, ortadan güzel verkaçlarla kaleye ilerlemeye çalışıyor, zaman zaman başarılı olsak da çoğu kez Konyaspor'un faulleri veya pas hataları-top kayıpları yüzünden başarılı olamıyorduk.

İkinci yarı takım durağanlaşmıştı. Tabi bunda soğuk hava, ıslak zemin, hafif hafif kendini hissettiren yorgunluk ve Konyaspor'un sert oyunu ve yine Konyaspor'un oyunu soğutmaya yönelik hareketleri etkiliydi. Konyaspor ikinci yarıda Eskişehir'e beraberlik için geldiğini iyiden iyiye belli etti. Yerden kalkmayan, taç dahil her türlü atışı geciktiren futbolcular, yapılan sert fauller ve bunlara çanak tutan Mustafa Kamil Abitoğlu oyunu çıkmaza soktular. Tek forvetle gol atmamız zor gözüküyordu, ve Bülent Uygun Batuhan'ı sahanın en vasat isimlerinden Burhan'ın yerine aldı. Sezer sol açığa geçti, Alper biraz daha ofansif oynamaya başladı. Batuhan sahada dikilse bile defansı meşgul edebilen bir cüsseye sahip. Keza yine öyle oldu ve biraz daha etkili olmaya, defansta boşluklar bulmaya başladık. Bu sırada yorulan Alper'in yerine Bülent Ertuğrul girdi. O girince Pele Alper'in bölgesine, Bülent de Pele'nin bölgesine kaydı. Bu sırada Konyaspor da atak yapmayı hatırlayıp birkaç pozisyona girdi. Bu sırada yorulan Tello'nun yerine Serdar Özbayraktar girdi. Girdikten bir dakika sonra da sağ kanattan bir serbest vuruş kazandırdı. Bu serbest vuruşu Pele kullandı, Diego çok güzel bir kafa vurdu; Konyaspor kalecisi topu güç bela çıkardıysa da Sezer Öztürk tekniğinin yanında fırsatçılığının da olduğunu gösterdi ve bu sezonki 4. golünü attı. 84 dakika boyunca defalarca sakatlanan Konyasporlu oyuncular birden dirilmişlerdi sanki. Üzerimize gelmeye çalıştılar, ancak arkada çok boşluk bıraktılar. Bu bölümde birkaç yüzde yüzlük gol kaçırdık. Sonuçta maçı 1-0 kazanmış olduk.

Oyuncuları tek tek değerlendirecek olursak:


Ivesa: Fazla iş düşmedi ancak 2 tane çok kritik hata yaptı, birinde top üstten auta çıktı, ikincisinde topu yine kendisi kontrol etti. 367 dakika ve 4 resmi maçtır kalesini gole kapayan bir kaleci olarak bizleri hala tedirgin ediyor.
Sezgin: Birkaç pozisyon dışında hatası yoktu, onda da kademesinde Diego vardı zaten. Hücumda biraz daha etkili olması gerekiyor. Tello ile iyi anlaştılar.
Diego: Ayrı bir yazı konusu. Her gün bizi biraz daha mest ediyor. Her kademede, her hava topunda o var. Topu oyuna o sokuyor. Takım hücumda sıkışınca uzaktan şut çekiyor. Sadece "Maşallah
Safet: Bildiğimiz Safet. Basit ama garanti oynadı. Takımda Diego'yu en iyi tamamlayan oyuncu. Hatasızdı.
Volkan: Geçtiğimiz haftalarda Erkan ile oynamaya alıştığı sol kanatta Burhan'ın oynamasıyla pas alışverişlerinde biraz sorun yaşasa da defanstan seken birkaç topa ve Tello'nun kornerden açtığı ortaya iyi vurdu. Erkan'ın dönüşüyle daha iyi olacaktır.
Pele: Geçen haftadan daha iyiydi ve o haftaki hatalarını tekrar etmedi. Diego ile uyumları iyiydi. Orta sahada iyi top dağıttı. Ayrıca goldeki ortası ve Batuhan'ın kaçırdığı goldeki ara pası çok güzeldi. Kafasını futbola verdiği belli oluyor.
Alper: İlk yarıdaki Alper bence tartışmasız sahanın en iyisiydi. Çok iyi top taşıdı. İkili mücadelelerde hep ayakta kaldı, çok kritik toplar çaldı, güzel paslar attı. Bir pozisyonda Ümit Karan'a atmaya çalıştığı topu kaleye çekseydi belki de gol atacaktı. 60. dakikadan sonra fiziksel olarak düştü. Güçlenmeye ve tecrübeye ihtiyacı var.
Burhan: Geçen haftaki gibi etkisizdi. Umarım düzelir.
Tello: İyi mücadele etti, çok koştu. Yine güzel paslar atıp etkili ortalar yaptı. Kornerlerde topun başında hep o vardı. Ancak iki pozisyonda kendini gereksiz bir biçimde yere attı. Bu tecrübedeki bir oyuncunun bu tarz şeylerle uğraşmaması gerekir.
Sezer: İyi bir maç geçirdi. İlk yarıda güzel bir frikik kullandı, top auta çıktı. Bir de kritik gol kaçırdı. Burhan çıktıktan sonra sol kanada geçti, orada pek etkili olamadı. Ancak golde oyuna ne kadar konsantre olduğunu ve gerektiğinde fırsatçı da olabildiğini gösterdi. Süper Lig'de bu sezonki 4. golünü atıp Batuhan'ı yakaladı. Gördüğü sarı kart çok anlamsızdı ve cezalı duruma düştü.
Ümit: 3-4 tane net diyebileceğimiz pozisyon harcadı. Bir pozisyonda rövaşatayla çok güzel vurdu, ancak top defansa çarptı. Eğer o gol olsaydı, Eskişehir Atatürk Stadyumu'nun gördüğü en güzel gollerden biri olurdu kuşkusuz.
Bülent Ertuğrul: Kadro dışı kalır, sonradan oyuna girer. Ama Bülent Ertuğrul hep aynı Bülent Ertuğrul. Varlığı güven verir.
Batuhan: Defansı meşgul etmekten ve Sezer'in Konyasporlu oyuncuyla olan kavgasını ayırmaktan başka pek bir şey yapmadı. Şayet maç 1-1 bitmiş olsaydı Pele'nin ara pasıyla içine girdiği %100'lük pozisyonu nasıl harcadığı konuşulacaktı.
Serdar: Maça girdi, serbest vuruş kazandırdı, o serbest vuruş gol oldu. "Kısmet." diyelim.

Kısacası -2 derece havada saatlerce beklemeye sonuna kadar değdi. Oynanan futbol çok iyi değildi evet, ancak bütün saha içi ve dışı faktörleri göz önüne getirilirse bu şartlarda ancak bu kadar futbol oynanır. Ayrıca Ziya Doğan ve benzeri teknik direktörlerin takımlarına karşı bu şartlarda galibiyet almak başarı sayılabilir.

(Kar durduktan sonra çekilmiş bir fotoğraf, tüm destekçilere alkış...)




Pazar akşamı TT Arena'dayız. Ve ben kendi adıma ümitliyim.

23.1.11

Alışılmadık Bir Ankara Deplasmanı

22 Ocak 2011, Eskişehirspor’un Gençlerbirliği’ni Ankara’da ilk kez yendiği gün olarak kayıtlara geçti. “Biz söylemiştik.” demek gibi olmasın ama kamptan gelen haberler, hazırlık maçlarından aldığımız güzel sonuçlar bizi oldukça umutlandırmıştı.
Maçtan bir buçuk saat önce stada vardık. Her olasılığa karşı sivil gitmiştik, ancak yolda hiç Ankaragüçlü’ye rastlamadık. Anlaşılan iç sahada oynadığımız son maçta küfür olmaması onları da biraz olsun yumuşatmış. Ancak yine de bizden daha temkinli olan taraftarlarımız Ankara’ya gelmediler. Bu, maç öncesi konuştuğumuz köftecinin bile dikkatini çekmişti. “Geçen sene ana baba günüydü burası.” dedi köfteci. Haklıydı, bu olaylar bilhassa münferit gelen taraftar sayısını oldukça azaltmıştı. Tribün gruplarının da geç kalması dolayısıyla Ankara deplasmanlarında alışık olduğumuz o maç önü coşkusunu yaşayamadık.

Stat girişinde başka bir ayrıntı gözüme çarptı. Geçen seneye kadar 3 metrelik mitolojik atları ve tavırlarıyla taraftarı geren Ankara polisi gitmiş, yerine güler yüzle “Hoşgeldiniz arkadaşlar.” diyerek kibarca üst araması yapan Ankara polisi gelmişti. Ancak stat içinde sigara içenlere tek tek "Ceza keserim haaa." diye tehdit savuran uzun saç, sakallı sivil polis bu imajı biraz zedeliyordu.

Stada girdik, kadro beklediğimiz gibiydi. Tek bir farkla, Alper hastalandığı için ilk 11’den çıkarılmıştı. Ivesa-Sezgin-Sadıgov-Diego-Volkan-Pele-Erkan-Burhan-Tello-Sezer-Batuhan kadrosuyla maça çıkıyorduk. Bu tabloya göre tek ön libero ile oynayacak gibi duruyorduk. Ve bu da bir iki maç oynadıktan sonra inanılmaz bir form düşüşü yaşayan, bir daha toparlayamayan, ancak devre arası kamp döneminde eski formuna yaklaştığı söylenen Pele’ydi. Herkesin ilk 11 ile ilgili kafasındaki tek endişe buydu. Ayrıca bu kadro, tek forvetli olmasına rağmen ofansif bir kadro gibi duruyordu.
Bu arada taraftar sayısı oldukça azdı. 3000-3500 EsEsliyi görmeye alışkın olan 19 Mayıs tribünlerinde yaklaşık 1000kişi vardı. Bunun sebebi sonradan anlaşıldı, tribün grupları yolda aramaya takılmış ve geç kalmışlardı. İlk yarıyı kaçırıp maça ancak ikinci yarıda girebildiler. Tribün gruplarının maça girmesiyle 1500 kişi kadar olduk. Dolayısıyla tribün performansı ilk yarıda çok kötü, ikinci yarı çok iyiydi. Şaşırtıcı bir biçimde ilk kez olaysız bir Ankara deplasmanı tribünü yaşadık. Bunda polisin pozitif tutumunun etkisi olduğunu düşünüyorum.

Maç başladı. Gençlerbirliği ilk yarıda çok iyi baskı uyguladı. Biz de inatla yerden ve kısa paslarla oyun kurmaya çalıştık. Sağ kanattan hiç etkili olamadık, sol kanatta ise Hurşut Meriç’in geriye dönmemesini iyi değerlendirdik ve güzel ataklar geliştirdik. Orta saha kurgumuz ise şaşırtıcıydı. Tek ön libero Pele, onun önünde zaman zaman Tello, zaman zaman Sezer oynuyordu. Kanatlarda ise Burhan ile Erkan sürekli yer değiştiriyorlardı, hatta kimi zaman Tello da sol kanattan bindirmeler yapıyordu. Özetle değişken bir orta sahamız vardı. Sürekli ayağa pas ile çıkmaya çalışıyorduk. Ancak Gençlerbirliği özellikle ilk yarının son bölümlerine doğru oyunu kilitlemeyi başardı.
İkinci yarı başladı, 54. dakikada kazandığımız serbest vuruş esnasında aklıma Ankaragücü maçının son dakikasında kullandığımız ve Safet Nadarevic’in kaçırdığı pozisyon geldi. Tesadüf bu ya, aynı serbest vuruş organizasyonunu uyguladık, Sezer’den gelen topa Serdar Kulbilge müdahale etmeyip hakeme itiraz etmeyi düşününce Burhan boş kaleye topu gönderdi. Golden sonra rahatladık, çünkü artık arkaya yaslanamayan bir Gençlerbirliği vardı. Daha çok top çevirdik, daha fazla pas yaptık, daha geniş boş alanlar yakaladık. Ancak kimi zaman fazla estetik hareket yapmak istememizden, kimi zaman beceriksizliğimizden ikinci golü bulamadık. Ancak son dakikalarda kaleciyle karşı karşıya kalmak üzere olan Ümit Karan’ın yere düşürülmesiyle Randall kırmızı kart gördü ve oyun dışı kaldı.
Ivesa: Tek isabetli şut geldi, zaten cepheden etkili bir kaleci olduğunu biliyoruz. En çok endişelendiren ve eleştirilen yanı olan hava toplarındaki zaafı ise Gençlerbirliği’nin zayıf ortaları sayesinde büyük bir problem teşkil etmedi.
Sezgin: Bülent Uygun’un gelişiyle iyi bir form yakalayan Sezgin hatasız oynadı, ancak hücuma yeterli katkıyı veremediğini düşünüyorum. Frikik pozisyonunda Tello’dan aldığı topu Sezer’e çok güzel aktardı. Bu performansıyla Koray’a formayı kolay kolay vermez.
Sadıgov: Zaman zaman adam kaçırdı, ancak Pele’nin hatasında da iyi kademeye girdi. Her şeye rağmen iyi oynadı. Nadarevic veya Diego’nun yokluğunda güvenilebilecek bir tercih olduğunu bizlere ve Bülent Hoca’ya gösterdi.
Diego: Yeni baba olan Diego defansta yine alıştığımız üzere olağanüstü oynadı. Ne yerden, ne havadan top geçirdi. Ayrıca bu adamdaki sol ayak bir stoper için bulunmaz bir nimet. Bu özelliği sayesinde geride çok iyi oyun kurabiliyor.
Volkan: Defansta hatasız oynadı, ikinci yarı hücuma çok güzel katkıda bulundu. Erkan Zengin ile çok iyi anlaştı. Gerçekten sade, basit ama mücadeleci oyunuyla takımımıza her zamanki gibi çok şey kattı.
Pele: Yazının başında da belirttiğim gibi büyük bir soru işaretiydi. Maçın genelinde iyi olsa da soğukkanlılığı başımıza dert açabilirdi. İki pozisyonda çok kritik yerde top kaybı yaptı. Birinde imdadına Sadıgov yetişti, diğerinde kendi olağanüstü bir deparla topu kaptı. Bunun yanında iyi pas dağıttı ve kritik müdahalelerde bulundu. Yeniden futbola ve Eskişehirspor’a döndüğünü belli etti.
Burhan: Vasat bir performans sergiledi, çok fazla pas hatası yaptı. Ancak, maçtaki tek golü atarak Süper Lig’deki gol sayısını üçe çıkardı.
Erkan: Orta sahanın sağında, solunda, ortasında çok iyi işler yaptı. Çalım attı, adam eksiltti. Golden sonra akrobatik hareketler yaparak taraftarı coşturdu. Volkan Yaman’ı birkaç pozisyonda çok iyi kaçırdı. Ancak son paslarda ve ceza sahasına yaptığı ortalarda biraz daha kendini geliştirmesi gerekiyor.
Sezer: Ara transfer dönemi boyunca “Ha gitti, ha gidecek.” dedirten, ancak sonunda Eskişehirspor’da kalan Sezer profesyonel olduğunu kanıtladı. Olağanüstü bir performans sergiledi, tam bir maestroydu. Frikikte Sezgin’den gelen topu golle sonuçlandıramasa da bilinçsiz olarak bir asist yaptı. Biraz daha fazla kaleye şut çekmesi gerekiyor bence. Böyle devam ederse kendisini sezon sonu elimizde tutmamız daha da zor gözüküyor.
Tello: Yaptığı iş/oynadığı süre açısından ilk yarının en verimli oyuncusu olan Tello ikinci yarıya çok iyi başladı. Çok koştu, mücadele etti, Beşiktaş’ta izlediğimiz sol ayağının hala kendisine ait olduğunu gösterdi. Frikik organizasyonunda Sezgin’e çok güzel bir pas verdi.
Batuhan: Günün en etkisiz elemanıydı. Hırslıydı, istekliydi ancak olmadı. Duran toplarda defansa yardım etti, birkaç hava topunda kafasıyla topu iyi servis etti ancak yeterli değildi. Daha çok çalışması gerekiyor.
Ümit: Golden sonra oyuna girdi, açıklar veren savunmada birkaç pozisyona girdi ancak yine son vuruşlarda yetersiz kaldı.
Doğa: Orta sahayı kuvvetlendirmek adına oyuna girdi ve başarılı oldu. Pele’yi defansif anlamda rahatlattı. Bu takıma her zaman lazım olduğunu gösterdi.
Serdar: 8 dakika için bir futbolcuyu yorumlamak haksızlık olur.

Kısacası, alışılmadık bir Ankara deplasmanını geride bıraktık. Taraftar sayısı, polislerin tutumu, oynadığımız iyi futbol ve 45 sene sonra gelen galibiyet. Her şeyiyle unutulmaz bir maçtı. Umarım futbolcuların bu formu ve galibiyetler sürekli hale gelir.