18.5.12

Eskişehir’de bir devir sona eriyor


2011-2012 sezonun sona ermesi ile birlikte tam 11 futbolcu ile yolların ayrılacağı açıklandı. Yerlerine 14-15 yeni transfer yapılacak. Herkes böyle bir hamleyi Bülent uygun’dan beklerken, büyük operasyon Ersun Yanal’dan geldi. Kimileri gönderilecek isimlerin doğruluğunu tartışırken, kimileri de lige yeni çıkan bir takımmışız gibi hareket etmenin yanlış olacağını söyledi. Bütün bunları bir kenara bırakırsak, haberi ilk aldığımda verdiğim tepki Eskişehirspor’da bir devrin sona erdiği oldu.

Gönderilen isimlerden Koray, Serdar bizi yıllar sonra ikinci lig bataklıklarından kurtaran takımın en iyi adamlarıydı, aralarına daha sonra katılan Ivesa, Saffet gibi isimlerle birlikte Süper Lig’de kalıcı olmamızı sağlayan, yeni zaferler elde ettiğimiz, bir zamanlar hayalini bile kuramadığımız Avrupa sahnesine bizi 3 kez yaklaştıran, 4 yıl, 5 yıl boyunca formamızı terleten, Eskişehirspor tarihine geçen isimler oldular.

Bizler bu isimlerle gol atamayan forvete, orta yapamayan kanat oyuncusuna, yan toplara çıkmayan kaleciye alışmıştık halbuki, Top Serdar’a geldiğinde ondan gol atmasını beklemiyor, Koray sağdan indiğinde heyecanlanmıyor, kalemize bir yan top geldiğinde kaleciden çıkmasını beklemiyorduk. Biz bu oyuncuları böyle kabul etmiş, böyle sevmiştik. Böyle anlatınca yukarıdaki oyuncular taraftarın takımında görmek istemediği oyuncular gibi algılanabilir ama öyle değil. Onlar bu kötü özelliklerini kah çok koşarak, kah efendilikleriyle, kah samimiyetleriyle kapatmasını bildiler, normal şartlarda taraftarın takımında görmek istemeyeceği futbolcu görüntüsündeydiler ama bizim sevdiğimiz adamlar oldular.

Her ne kadar gol atamasa da Serdar gibi bir futbolcuyu çok sevdi bu taraftar, Gaziantep Belediye’de bir sezonda 19 gol atmış bir oyuncu olarak geldiğini birkaç hafta içinde unutmuştuk zaten. Ondan koşmasını sadece koşmasını bekledik, O da koştu çok koştu, çok mücadele etti, yere düşmedi, yılmadı, hep ayakta kaldı, O ileride tek başına mücadele edip ayakta kaldıkça takım da hep ayakta kaldı. Hani her zaman söyleriz ya futbolcu bu formaya layık olmalı diye, Buldozer de hem saha içinde hem saha dışında Siyah-Kırmızılı formaya hep layık oldu, “olmadı Serdar”, “bunu yapmayacaktın Serdar”, “Bunu demeyecektin Serdar” dedirtmedi bir kere. Sonunda kaptanımız oldu, milyon dolarlık Batuhan, İskoçya gol kralı Boyd kulübede otururken, O tek basına takımın gol umudu oldu., Son sezonun ilk yarısında tek forvet çıktığı maçlarda takım inanılmaz bir seri yakaladı. Yıllar sonra süper lige çıkmamızı sağlayan kadronun en önemli adamlarından biri oldu yetmedi, süper ligde de 4 sezon daha terinin son damlasına kadar Eskişehirspor’a hizmet etti. Oynadığı maç sayısı ve yıl itibariyle Eskişehirspor’un tarihine geçen isimlerden oldu, Son bir kez üçlü çektirmeye imkanımız olmayacak galiba, yolun açık olsun "Buldozer".

Her ne kadar son sezonunda çok tepki alsa da Koray Arslan’da o zamanki adıyla Bank Asya 1. Lig'den bugüne kadar gelen oyuncularımızdan biriydi. Beğenin ya da beğenmeyin, bu takımın formasını en uzun süre ile giyen futbolcularımızla birlikte anılacak adı, 2. kaptandı ve bütün bunların hepsini sonuna kadar hak etti. Kimileri onu son sezonunda Manisa maçında kendi kalemize attığı golle anıyor olsa da, benim aklımda Galatasaray’a ve Kayseri’ye attığı gollerle kalacak. Antalya ile şimdiden anlaşmış bile, Doğa’yla birlikte oynayacak orada, Senin de yolun açık olsun K.A.

Bosna’lı kardeşimiz Safet Nadarevic’in adı da gönderilenler arasında geçiyor ama ben hala onun kalma ihtimali olduğunu düşünüyorum, Eskişehirspor’un hedeflerine uygun, formamıza yakışan, kendisine verilen görevi gösterişsiz bir biçimde, elinden gelenin en iyisiyle oynamaya çalısan bir futbolcumuzdu. Süper lige çıktığımız iki yıl boyunca Vucko gibi bir adamın yanında oynayarak Süper Lig’de kalıcı olmamızı sağlayan, o çok zor geçen ilk yılın önemli futbolcularındandı. Taraftarla hiçbir zaman karşı karşıya gelmedi, hiçbir zaman aşırı tepki almadı, O da formamıza yakışan karakterli futbolculardan birisiydi. Türkiye’de kalırsa rakibimiz olursa üzülmem. Bunu söyletebilmek bir futbolcu için güzel bir şey olmalı. Umarım Türkiye’de kalırsın ve karakterli futbolunu izlemeye devam ederiz, Yolun açık olsun Safet.

Son olarak taraftarın konuşa konuşa bitiremediği dünyanın en uzun kalecisi, dev adam İvesa; süper lige çıktığımız sene, kümede kalma hedeflerine uygun bir isim olarak geldi, 2.05’lik boyuyla, daha gelmeden herkesi heyecanlandırdı, yan toplarda hiç zaafımız olmayacağını düşündük ama öyle olmadı. Hiçbir zaman çok iyi bir kaleci olmadı. Kurtardığı maçlar bir elin parmaklarını geçmez, ama o da kalemizi 4 yıl boyunca korudu. Çok şey söylendi pek çoğu dedikodu olarak kaldı. O da Eskişehirspor’un önemli futbolcularından biri olarak anılacak, muhtemelen ülkesine geri dönecek, Güle güle Dev Adam.





Not: Bu yazı konuk yazar Fatih Çavdar tarafından kaleme alınmıştır.

15.5.12

Ustalara Saygı Kuşağı : ARC



Türkiye, Eskişehirspor, Yeni Rakı, Aile...

İnsanlar hayatın karmaşasından bahsededursun; Ali Rıza Çınar, kısa adıyla ARC bu dört güzelliğe sığdırmış yaşamını. Ülkesinin kendi ayakları üzerinde durabilen, özgün ve özgür bir çizgiye gelmesi için verdiği mücadele; Eskişehirspor'un elbet bir gün şampiyon olacağına dair inancı; doktorlara inat hayallerini sığdırdığı rakı şişesi ve ailesi. Kalbi bu kadar güzelliği taşıyamadı, yorgun düştü.

 Hiç birini diğerinden ayırmamış, hepsini ayrı ayrı sevmiş. Ben Eskişehirspor sayesinde tanıyanlardanım Ali Rıza Ağabey'i.. Henüz İstanbul'a ilk geldiğim yıllarda; yapılan her maç yolculuğunda gerek trenin yemekli vagonu, gerek otobüsün arka koltuklarında dinledim anılarını. Kimi zaman kendisi anlattı, kimi zaman en yakın yol arkadaşı Ayhan Abi. Hep neşe hakim olurdu adının geçtiği cümlelerde. ARC için yazılmış bir tezahürat dolanıyor dilimde bu satırları yazarken. Gülümsüyorum;

Kıbrıs'ta tırların altına girmiş
Doktorlar ölüdür raporu vermiş
Mevliti okunmuş, helvası yenmiş
ARC ölmemiş meyhanedeymiş!


Ölmedin, meyhanedesin. Dimi ARC?

30.1.12

hayat


hayatımın geri kalanından yegane beklentim bu anı yaşayabilmek..

11.12.11

Geliyoruz... Zorunuza Gitmesin!


TRT 1'de yayınlanan Stadyum programının 11 Aralık 2011 tarihli anketindeki gerçek sonuçlar ve ekrana yansıyan sonuçlar yan yana.



"Basit bir anket" deyip geçmek mümkün elbette. Ama deve kuşu gibi kafamızı toprağa gömmekten öteye geçmez bu tavır. Zira, ülkenin istisnasız tüm spor medyası bu ve bunun gibi ufak detaylarla futbol taraftarlığının, dayatılmış malum üç takım çerçevesinde dönmesine imkan sağlıyor. Futbolun İstanbul dışına çıkmasından, pastadaki paylarının küçülmesinden öyle korkuyorlar ki, basit bir anketi dahi ekrana doğru yansıtmaya cesaret edemiyorlar. Henüz bir yıl geçmemiş TRT hakkında şu yazıyı yazalı. Aynı tas, aynı hamam. Bravo istikrarını bozmadan yürüyen TRT zihniyetine!

Tamam, sezonun henüz ortasındayız, realist olmakta fayda var ve fakat son yedi maçın altısını kazanmış, ligin motivasyon ve performans olarak en üst seviyesinde bulunan Eskişehirspor'a, şansla birlikte bir iki maç kazanarak çıkış yapan alelade bir takım muamelesi yapan küstah yorumculara tahammül etmemi beklemesin kimse benden. Farkındayım, sezon bittiğinde yayıncı kuruluşun cebine üç kuruş fazla para girsin diye uygulamaya koyulan play off sisteminizdeki çarklara çomak sokacağımızdan korkuyorsunuz. SOKACAĞIZ da zaten (çomak, yanlış anlaşılmasın).

Devlet kanalı deyince az biraz farklı beklerdik sizi. Fakat, aynısınız. Her ne kadar taraftarlığım
dolayısıyla mesafeli de dursam, rakibim olan Bursaspor'a yapılan terbiyesizliğin karşısında durmuştum her fırsatta. Çünkü, biliyorum ki Bursaspor'un halinden en iyi Eskişehirspor anlar. Çünkü biliyorum ki, bu hikayede ötekileştirilen takımların yanlı medyaya, yani size göre adı yok. Sizin "diğerleri" diyerek basite indirgediğiniz o takımların uğruna adanmış sayısız hayat var. Kulüplerin başarılarını geçtim, bari arada bir yalandan övdüğünüz bu taraftarlara saygınız olsun. Koskoca bir camia yıllarca bu günü beklemiş ve sonunda zafere ulaşmış. 47 yıl boyunca bu mutluluğu beklemiş bir taraftarın şampiyonluk sonrasındaki sabah ilk yapacağı iş piyasadaki tüm gazetelerden ikişer üçer almak olacaktır. Tek bir beklentiyle açar elindeki gazeteyi, o büyülü kelime ve ömrünü adadığı takımın adını yan yana görmek... Şimdi, yandaki şu gazetenin ilk sayfasına bakalım. Bunu yapmaya kimsenin hakkı yok. Tekrar söylüyorum, Bursaspor özelinde değil bu satırlar aslında. Ötekileştirilmeye çalışılan tüm camialar adına isyan ediyorum. Bu kadar mı korkuyorsunuz İstanbul kalenizin yıkılmasından? Aslında bir yandan da kutluyorum sizi, kurulduğu günden bugüne yıldızı bir türlü barışamamış onlarca Anadolu Kulübünü aynı cephede toplamayı başardınız. Alkışlar size gelsin!

Sözün özü, kim ne derse desin biz hep buradayız ve emin adımlarla yürüyoruz zafere doğru. Ütopik zamanlarında dahi dilimizden düşürmediğimiz ŞAMPİYONLUK türküsünü artık daha gür sesle söylüyoruz. Zorunuza gitmesin!

4.12.11

YORUMSUZ

Bazen sadece tek bir fotoğraf anlatır her şeyi, yıllardır dilinin ucunda olanı, bir türlü paylaşamadığın o duygu patlamasını. Bugün bir değil, iki fotoğraf anlattı içimdekileri! Öyle güzelsin ki Esesim...






*4 Aralık 2011 Bursaspor 0:1 Eskişehirspor

25.11.11

Ustalara Saygı Kuşağı



Fotoğraf karesinin ufacık bir noktasında gördüm onu. Hoş, görmesem de bu kare içinde baktığım her yerdeydi zaten. Ayhan Abi'yi bilen bilir. Şimdilerde Eskişehir'de emekliliğin tadını çıkaran, bugüne dek bir çok şehirde yaşamış, kelimenin tam anlamıyla cefakar Eskişehirspor taraftarı.. Ayhan Abi'nin bugün halen her maça boynunda getirdiği bir atkısı var. Tribünde artık emsali kalmamış olan bu atkının uzun yıllar el örmesi olduğuna inanmıştım. Ta ki bu fotoğrafa rastlayana kadar. Biraz araştırdıktan sonra öğrendim ki, Eskişehirspor tribünlerinin toplu olarak yaptırdığı ilk atkıymış bu.

Belki vardır hala evinin baş köşesinde saklayan, üşüdüğünde boynuna dolayıp çıkan dostları, ama ben Ayhan Abi'yle tanıdım bu atkıyı ve öyle de gidecek. Ne zaman tribünde görsem bir siyah bir kırmızı harflerle yazılı "ESKİŞEHİRSPOR"u, 100 metreden tanır, oraya doğru yönelir ve Ayhan Abi'yi bulurum ucunda. Dolayısıyla bu fotoğrafın benim için en büyük anlamıdır Ayderli Ayhan Abi...

Selam olsun tribün emekçilerine...

26.10.11

1 kuple mutluluk


Ligin ikinci haftası biterken 6 puan ve +5 averaj sahibi iki takımdan biriydik. Aynı durumdaki diğer takım -Bursaspor- 3. haftanın açılış maçını Beşiktaş'a karşı oynarken, bizi ilgilendiren bir durum ortaya çıktı. Olur da Bursaspor bu maçta yenilirse, averaj hesabına göre Eskişehirspor bir günlüğüne de olsa liderliğe çıkacaktı (severiz biz başkasının maçına bel bağlamayı.) Nitekim, dilediğimiz gibi sonuçlandı o maç (1-2) ve böylece 22 Eylül'ü 23'e bağlayan gece lider takımın taraftarı olarak, puan tablosuna bakarken uyuyakaldık. Mutlu, umutlu...

Sonrasında neler oldu, nasıl oldu anlayamadık. Henüz uyku sersemliğini atamamışken olaylar gelişti. Tehlike çanlarının çaldığı ama bizim duyamadığımız gün, oyun olarak her ne kadar üstün taraf olsak da Gençlerbirliği'ne 1 puan verdik evimizde ve 1 günlük liderliğimiz geride kalmış oldu hafta biterken. Devamı başlı başına kaos, keşmekeş..

Galatasaray, Trabzonspor, Orduspor, Manisaspor... 4 maç, 0 puan, yenilen 8 gole karşı atılan yalnız 1 gol!

Sahadaki oyundan bağımsız gerekçelerle de olsa "Yönetim İstifa" seslerinin oyuncularda yarattığı rehavet, gamsızlık, bize dokunmayan yılan bin yaşasıncılık, ve daha bir sürü şey...

10. ayın 26. gününde Olimpiyat Stadyumu'nun boş tribünlerindeki tahmini 26 kişinin önünde, 10 kişilik Belediye'ye karşı 1 dakikalık galibiyet. Kötü gününe denk gelinmiş bir İbb karşısında yalnızca 1 dakikalık sevinç! Buna mutlu mu olmalıyız, bununla mı umutlanmalıyız şimdi biz?

Yazının varacağı bir sonuç yok; bir amacı, mesajı da yok. Yalnızca biraz rahatlamak istedim, dertleşmek istedim... Söylenecek o kadar çok şey birikti ki, hiç bir şey söyleyemez, konuşamaz hale geldim. Bir kuple olsun huzur istiyorum, mutlu olmak istiyorum, çok mu?!

Umutlandırıp utandıranlara selam olsun!




Hani soğuk havada oynanmış berbat bir maç sonrası eve gidince ılık bir duş alır, gevşemek istersin ya. Mayışıp oturursun öyle bir köşede, mümkünse kalorifer peteğine yakın bir minderde. İşte tam o anda yanında kırmızı şarap olsun ve fonda Semiha Yankı. Bugün iyi gider...

25.8.11

Balık Baştan Kokar


Şike, teşvik, adliye, play-off derken bir noktadan sonra kaynar suya alışan kurbağa gibi hissizleşmeye başladık skandallara karşı. Fakat aynı zamanda soğuduk da futboldan ve taraftarlıktan. Zira, neyin tarafı olduğumuzu algılayamaz, çözemez olduk bu süreçte. "Benim takımım, senin takımını döver" muhabbeti geride kaldı ve artık "benim sabrım seninkini döver" halini aldı. Dayanamayanlar alternatif sporlara yöneldi ve bana göre çok da güzel yaptı. Hatta, şeytan dürtmüyor değil, "bırak futbolu, gel babalar gibi curling takip edelim, vaktinde heveslenmiştin hani" diye. Neyse ki, şeytana uymadım ve sabretmeyi seçtim, her şeye rağmen!

Nihayet bize neyin taraftarı olduğumuzu hatırlatan gün geldi. Daha günün başında, "fikstür zerre umurumda değil" gibi cümlelerle kendimi ve etrafımdakileri kandırmayı denedim. Mamafih fayda etmedi. Hele ki, fikstürün ilk haftası belli olduktan sonra, çorap söküğü gibi geldi maçlar ve kalbe pompalanan kan oranı ufak da olsa bir yükseliş gösterdi.

Gelelim beni bu derece heyecana sevk eden yoğun maç programına...


Şu tabloya bakınca, ister istemez şaşkınlıkla mutluluk arası gidip geldim. Şaşkınlığım aslında maçlara değil, duyduğum heyecana oldu. Mutluluk da, sezonu kelimenin tam anlamıyla bir cümbüş eşliğinde açıyor oluşumuzdan. Öyle ki, futbol sezonunu giriş-gelişme-sonuç şeklinde değerlendirirsek, bizim için lig sonuç-giriş-gelişme gibi absürt bir tarzda gelişecek. Severim rutinden bağımsız yapılan her işi. Bu da öyle oldu, zorluk derecesi kıyaslandığında ilk 6 maç tam anlamıyla sonumuzu görmemizi sağlayacak türden. Sonraki dört maç, ligin başında olsa fena bir giriş olmazdı aslında. Ama, hedefler doğrultusunda yüzde yüz kazanmak zorunda olduğumuz maçlara lige fazlasıyla ısınmış halde girecek olmamız kısmen rahatlatıyor. Son yedi hafta, zaten gerçek anlamda ligin başladığı, son düzlük ve tam bu kıvamda rekabeti yaşayabileceğimiz rakipler, ak koyun, kara koyunun ortaya çıkacağı maçlar...


Fikstür itibariyle Eskişehirspor'un yolu kasım ayını görmeden belli olacak aşağı yukarı. Ya dışında kalacağız çemberin, yada çelik çomak oynayacağız çembere çomak sokarak!



15.8.11

Bizim Biyediç


Yalnızca iki maç.. Aslında sekiz artı iki maç, fakat sekiz maçın hiç bir önemi yok. Zaten aşağı yukarı gidişatın belli olduğu bir sezonun sonlarında, takımı dengede tutsun ve akabinde ne şekilde olursa olsun Süper Lig'e çıkartsın diye anlaşılmış bir teknik direktördü. Öyle de yaptı...


En uzun koşuysa elbet Eskişehir'de şampiyonluk, o onun en önemli yüz metresini koştu... *

Isınma turlarının ardından gerçek sınav zamanı geldiğinde onlarca kişinin emeğiyle var edilen ve 43 yıldır bir türlü tamamlanamayan 'Şampiyonluk Yolu'ndaki en kritik köprülerden birini inşa etti. Yolun başında yada sonunda değildi belki ama o iki günde orada yapılması gereken önemli bir iş vardı ve Biyediç geldi, kilometre taşını dikti, gitti...

Kariyeri oldukça dolu olan Nejat Biyediç'in hatıra defterinde nasıl yer aldık bilemem; ama o bizim tebessüme ihtiyaç duyduğumuz anlarda kolay bulabilmek için köşesini katladığımız sayfada büyük puntolarla yerini sonsuza kadar korumaya devam edecek...


01.01.1959 - 15.08.2011

2008'de, 12 yıl aradan sonra tekrar Süper Lig'e çıkmamızı sağlayan Nejat Biyediç'e selam olsun!


3.7.11

Bugün kederliyim, kötüyüm bugün...



Masum bir aşkla giydiğim siyah kırmızı formamı çamura bulaştıranlar olmuş. Bugün öğrendim. Duyduğumda inanmak istemedim. Gidip dolabımı açtım, baş köşede duran en eski formama baktım hemen. Bıraktığım gibi duruyordu: Meşale yanıklarından oluşan delikleri, gol sevincinde kendini kaybeden -adını bilmediğim- bir amca tarafından çekildiği için sökülen dikişleri ve yine 90'da yediğimiz bir golün göz yaşları, görünmese de, üzerindeydi hala.

Bugün utanarak izlediğim haberlerde adı tatsız cümlelerde geçen takım, kim ne derse desin, benim aşık olduğum Eskişehirspor değil. Benim asıl aşık olduğum takım, hangi şehirde olduğunu bile hatırlayamadığım takımdan 7 gol yediğimiz yıllarda giydiğim; büyük şehirlerin küçük semtlerinde bulunan ve yalnızca bilmek zorunda olanların bildiği ara sokaklarda, stadyumun yerini sormak zorunda kaldığımız deplasmanlarda eskittiğim, şimdilerde dolabımda duran formayla bütünleşen Eskişehirspor. Dolaptaki o forma hala siyah ve hala kırmızı. Renkleri hala canlı, arması güzel. Üzerine sıçrayan çamur iz bırakacak, biliyorum ama hiç bir çamur, siyah ve kırmızının solmasına izin vermeyecek, bunu da biliyorum.

Çok maç kaybettik, küme düştük, fark yedik, vs... Ama tarihinin hiç bir döneminde bu kadar utanmamıştım bir Eskişehirspor taraftarı olarak. Bu lekede emeği geçen herkese tek tek saygılarımı(!) sunuyorum...