23.1.11

Alışılmadık Bir Ankara Deplasmanı

22 Ocak 2011, Eskişehirspor’un Gençlerbirliği’ni Ankara’da ilk kez yendiği gün olarak kayıtlara geçti. “Biz söylemiştik.” demek gibi olmasın ama kamptan gelen haberler, hazırlık maçlarından aldığımız güzel sonuçlar bizi oldukça umutlandırmıştı.
Maçtan bir buçuk saat önce stada vardık. Her olasılığa karşı sivil gitmiştik, ancak yolda hiç Ankaragüçlü’ye rastlamadık. Anlaşılan iç sahada oynadığımız son maçta küfür olmaması onları da biraz olsun yumuşatmış. Ancak yine de bizden daha temkinli olan taraftarlarımız Ankara’ya gelmediler. Bu, maç öncesi konuştuğumuz köftecinin bile dikkatini çekmişti. “Geçen sene ana baba günüydü burası.” dedi köfteci. Haklıydı, bu olaylar bilhassa münferit gelen taraftar sayısını oldukça azaltmıştı. Tribün gruplarının da geç kalması dolayısıyla Ankara deplasmanlarında alışık olduğumuz o maç önü coşkusunu yaşayamadık.

Stat girişinde başka bir ayrıntı gözüme çarptı. Geçen seneye kadar 3 metrelik mitolojik atları ve tavırlarıyla taraftarı geren Ankara polisi gitmiş, yerine güler yüzle “Hoşgeldiniz arkadaşlar.” diyerek kibarca üst araması yapan Ankara polisi gelmişti. Ancak stat içinde sigara içenlere tek tek "Ceza keserim haaa." diye tehdit savuran uzun saç, sakallı sivil polis bu imajı biraz zedeliyordu.

Stada girdik, kadro beklediğimiz gibiydi. Tek bir farkla, Alper hastalandığı için ilk 11’den çıkarılmıştı. Ivesa-Sezgin-Sadıgov-Diego-Volkan-Pele-Erkan-Burhan-Tello-Sezer-Batuhan kadrosuyla maça çıkıyorduk. Bu tabloya göre tek ön libero ile oynayacak gibi duruyorduk. Ve bu da bir iki maç oynadıktan sonra inanılmaz bir form düşüşü yaşayan, bir daha toparlayamayan, ancak devre arası kamp döneminde eski formuna yaklaştığı söylenen Pele’ydi. Herkesin ilk 11 ile ilgili kafasındaki tek endişe buydu. Ayrıca bu kadro, tek forvetli olmasına rağmen ofansif bir kadro gibi duruyordu.
Bu arada taraftar sayısı oldukça azdı. 3000-3500 EsEsliyi görmeye alışkın olan 19 Mayıs tribünlerinde yaklaşık 1000kişi vardı. Bunun sebebi sonradan anlaşıldı, tribün grupları yolda aramaya takılmış ve geç kalmışlardı. İlk yarıyı kaçırıp maça ancak ikinci yarıda girebildiler. Tribün gruplarının maça girmesiyle 1500 kişi kadar olduk. Dolayısıyla tribün performansı ilk yarıda çok kötü, ikinci yarı çok iyiydi. Şaşırtıcı bir biçimde ilk kez olaysız bir Ankara deplasmanı tribünü yaşadık. Bunda polisin pozitif tutumunun etkisi olduğunu düşünüyorum.

Maç başladı. Gençlerbirliği ilk yarıda çok iyi baskı uyguladı. Biz de inatla yerden ve kısa paslarla oyun kurmaya çalıştık. Sağ kanattan hiç etkili olamadık, sol kanatta ise Hurşut Meriç’in geriye dönmemesini iyi değerlendirdik ve güzel ataklar geliştirdik. Orta saha kurgumuz ise şaşırtıcıydı. Tek ön libero Pele, onun önünde zaman zaman Tello, zaman zaman Sezer oynuyordu. Kanatlarda ise Burhan ile Erkan sürekli yer değiştiriyorlardı, hatta kimi zaman Tello da sol kanattan bindirmeler yapıyordu. Özetle değişken bir orta sahamız vardı. Sürekli ayağa pas ile çıkmaya çalışıyorduk. Ancak Gençlerbirliği özellikle ilk yarının son bölümlerine doğru oyunu kilitlemeyi başardı.
İkinci yarı başladı, 54. dakikada kazandığımız serbest vuruş esnasında aklıma Ankaragücü maçının son dakikasında kullandığımız ve Safet Nadarevic’in kaçırdığı pozisyon geldi. Tesadüf bu ya, aynı serbest vuruş organizasyonunu uyguladık, Sezer’den gelen topa Serdar Kulbilge müdahale etmeyip hakeme itiraz etmeyi düşününce Burhan boş kaleye topu gönderdi. Golden sonra rahatladık, çünkü artık arkaya yaslanamayan bir Gençlerbirliği vardı. Daha çok top çevirdik, daha fazla pas yaptık, daha geniş boş alanlar yakaladık. Ancak kimi zaman fazla estetik hareket yapmak istememizden, kimi zaman beceriksizliğimizden ikinci golü bulamadık. Ancak son dakikalarda kaleciyle karşı karşıya kalmak üzere olan Ümit Karan’ın yere düşürülmesiyle Randall kırmızı kart gördü ve oyun dışı kaldı.
Ivesa: Tek isabetli şut geldi, zaten cepheden etkili bir kaleci olduğunu biliyoruz. En çok endişelendiren ve eleştirilen yanı olan hava toplarındaki zaafı ise Gençlerbirliği’nin zayıf ortaları sayesinde büyük bir problem teşkil etmedi.
Sezgin: Bülent Uygun’un gelişiyle iyi bir form yakalayan Sezgin hatasız oynadı, ancak hücuma yeterli katkıyı veremediğini düşünüyorum. Frikik pozisyonunda Tello’dan aldığı topu Sezer’e çok güzel aktardı. Bu performansıyla Koray’a formayı kolay kolay vermez.
Sadıgov: Zaman zaman adam kaçırdı, ancak Pele’nin hatasında da iyi kademeye girdi. Her şeye rağmen iyi oynadı. Nadarevic veya Diego’nun yokluğunda güvenilebilecek bir tercih olduğunu bizlere ve Bülent Hoca’ya gösterdi.
Diego: Yeni baba olan Diego defansta yine alıştığımız üzere olağanüstü oynadı. Ne yerden, ne havadan top geçirdi. Ayrıca bu adamdaki sol ayak bir stoper için bulunmaz bir nimet. Bu özelliği sayesinde geride çok iyi oyun kurabiliyor.
Volkan: Defansta hatasız oynadı, ikinci yarı hücuma çok güzel katkıda bulundu. Erkan Zengin ile çok iyi anlaştı. Gerçekten sade, basit ama mücadeleci oyunuyla takımımıza her zamanki gibi çok şey kattı.
Pele: Yazının başında da belirttiğim gibi büyük bir soru işaretiydi. Maçın genelinde iyi olsa da soğukkanlılığı başımıza dert açabilirdi. İki pozisyonda çok kritik yerde top kaybı yaptı. Birinde imdadına Sadıgov yetişti, diğerinde kendi olağanüstü bir deparla topu kaptı. Bunun yanında iyi pas dağıttı ve kritik müdahalelerde bulundu. Yeniden futbola ve Eskişehirspor’a döndüğünü belli etti.
Burhan: Vasat bir performans sergiledi, çok fazla pas hatası yaptı. Ancak, maçtaki tek golü atarak Süper Lig’deki gol sayısını üçe çıkardı.
Erkan: Orta sahanın sağında, solunda, ortasında çok iyi işler yaptı. Çalım attı, adam eksiltti. Golden sonra akrobatik hareketler yaparak taraftarı coşturdu. Volkan Yaman’ı birkaç pozisyonda çok iyi kaçırdı. Ancak son paslarda ve ceza sahasına yaptığı ortalarda biraz daha kendini geliştirmesi gerekiyor.
Sezer: Ara transfer dönemi boyunca “Ha gitti, ha gidecek.” dedirten, ancak sonunda Eskişehirspor’da kalan Sezer profesyonel olduğunu kanıtladı. Olağanüstü bir performans sergiledi, tam bir maestroydu. Frikikte Sezgin’den gelen topu golle sonuçlandıramasa da bilinçsiz olarak bir asist yaptı. Biraz daha fazla kaleye şut çekmesi gerekiyor bence. Böyle devam ederse kendisini sezon sonu elimizde tutmamız daha da zor gözüküyor.
Tello: Yaptığı iş/oynadığı süre açısından ilk yarının en verimli oyuncusu olan Tello ikinci yarıya çok iyi başladı. Çok koştu, mücadele etti, Beşiktaş’ta izlediğimiz sol ayağının hala kendisine ait olduğunu gösterdi. Frikik organizasyonunda Sezgin’e çok güzel bir pas verdi.
Batuhan: Günün en etkisiz elemanıydı. Hırslıydı, istekliydi ancak olmadı. Duran toplarda defansa yardım etti, birkaç hava topunda kafasıyla topu iyi servis etti ancak yeterli değildi. Daha çok çalışması gerekiyor.
Ümit: Golden sonra oyuna girdi, açıklar veren savunmada birkaç pozisyona girdi ancak yine son vuruşlarda yetersiz kaldı.
Doğa: Orta sahayı kuvvetlendirmek adına oyuna girdi ve başarılı oldu. Pele’yi defansif anlamda rahatlattı. Bu takıma her zaman lazım olduğunu gösterdi.
Serdar: 8 dakika için bir futbolcuyu yorumlamak haksızlık olur.

Kısacası, alışılmadık bir Ankara deplasmanını geride bıraktık. Taraftar sayısı, polislerin tutumu, oynadığımız iyi futbol ve 45 sene sonra gelen galibiyet. Her şeyiyle unutulmaz bir maçtı. Umarım futbolcuların bu formu ve galibiyetler sürekli hale gelir.

3 yorum:

  1. Zaten EsEs için kavga etmeyecek adam gelmesin maçlara..
    Orada olması gerekenler oradaydı,bu yeter bize.

    YanıtlaSil
  2. İler ki maçlardaki Analizlerini dinlemeye devam edeceğiz.Çok Güzel özetlemişsin Yazılarının devamını bekliyorum.

    YanıtlaSil
  3. kavgadan kasıt, güzel destektir umarım.. :)

    YanıtlaSil