24.4.11
kim kimdir?
3.2.11
28.1.11
Konyaspor Maçına Doğru


19.1.11
Ankara'nın en güzel yanı ?

Gençlerbirliği maçında yer yer defansif yer yer ofansif bir Eskişehirspor izleyeceğiz. Defansif oynadığımız süre normal şartlarda daha uzun olacak gibi gözükse de maçın gidişatı ve rakibin oyun anlayışına göre bu süre değişkenlik gösterebilir.
Bu da Gençlerbirliği'nde bir uyum sorununa neden olabilir. Zaten takım olmak konusunda sıkıntı yaşamış bir ekip oldukları için yeni transferleri monte etmek zaman alacaktır. Bu da galibiyeti isteyen Eskişehirspor için bir kırılma noktası olabilir. Bütün bunları 22 Ocak Cumartesi saat 17.00 itibariyle göreceğiz.6.1.11
Sezer,Sezar meselesi..
4.12.10
Kayseri Öncesi Kısa Kısa
4.10.10
Taraftar ne ister?
- Atılan gol sonrasında futbolcusu tribüne koşsun ister. Yüzüğünü öpmesini istemez mesela, yada teknik direktöre terli terli sarılmasını istemez. Amblemi öpsün ister. Saçma saçma skeçler yapmasını istemez. Takım arkadaşıyla sahada sevişmesini de istemez. Sekiz takla atmasını üst üste, sağa sola hareket yapmasını hiç istemez. Kısacası güzel futbolcu golden sonra tribüne koşandır.. Bunu ister taraftar, çok şey midir ?

-Orta sahada pas görmek ister. Kimseden Messi gibi üst üste 6 futbolcu çalımlamasını beklemez belki ama 4 yerinde pas yapmanızı ister. "Bu adamlar takım olabilmiş, birbirlerine yardım ediyorlar" diye düşünmek ister. 40 metre isabetli pas mutlu eder belki, ama o pasın güzelliğinden çok bekleyenin topa koşması heyecanlandırır bizi, inandığını görmek isteriz. Bunu ister taraftar, çok şey midir ?

-Defansta gözünü açan futbolcu ister. Rakibin peşinden koşan futbolcu görmek istemez. Rakibin önünde duran futbolcu görmek ister. Centilmenlik falan görmek istemez dürüst olmak gerekirse, yeri geldiğinde indirmeni ister taraftar gole giden adamı. Kaleci topu oyuna sokarken, toptan kaçmanızı izlemek istemez. Top isteyip oyuna sokmanızı ister. Kısacası güzel futbolcu dikkatli olandır, konsantredir, oyunun içindedir. Bunu ister taraftar, çok şey midir?

-Kalede dev bir yürek görmek ister. Dev bir adam görmek ister. Kalede sadece bunu görmek ister. Çok şeydir bu evet. (İvesa'yı takımdan koparanlara selam olsun! Eskişehirspor tarihinde Sinan Alaağaç' ı mezarı başında ziyaret eden nadir futbolculardan biriydi o dev yürek...)

-Kenarda heyecanlı bir teknik direktör görmek ister. Taraftarla hop oturup hop kalkmasın kabul, ama yenildiğimiz zaman yüzü düşsün, morali bozulsun ister. Çuvaldızı birilerine batırırken iğneyi kendine batırmayı bilsin ister, özeleştiri ister yani... Taraftar kutsalını unutmamasını ister. Maçtan sonra net olmasını ister. Ağzında laf gevelemesini istemez. Net bir teknik direktör ister taraftar. Forma aşkı beklemez teknik direktörden ama formaya aşıklara saygı ister. Bunu ister taraftar, çok şey midir?
-Yönetim mi? Onlardan sadece işini yapmasını ister. Yönetebilmesini ister takımı. İsimlerini bile merak etmez hiç birinin. Ne iş yaptığıyla, yada isimleriyle ilgilenmez taraftar. Yönetebilsin ister sadece.. Sadece yönetebilsin ister. Bunu ister taraftar, çok şey midir?
-Bu 'taraftar' denilen canlılar TARAFTARA LİYAKAT, ARMAYA SADAKAT ister. Çok şey midir...
17.7.10
Hacı Abilerin anısına..
Filmde Esnafspor isimli amatör takıma varını yoğunu koyan mahalleli anlatılıyor. Özellikle Savaş Dinçel ustanın canlandırdığı 'Hacı Abi' karakteri ön planda. Kendisini tekrar güzel bir biçimde analım burda. Filmi izledikten sonra benim aklıma yıllar önce Eskispor' da oynarken, hocamız olan Şinasi Yeşilçim geldi. Kendisi de şu an bu dünyada değil. Onun da ruhu şad olsun.
Eskispor; Eskişehir' in su işleri idaresinin takımıydı. Benim altyapısında oynadığım dönemde takım 3. lige kadar yükselmişti. Teknik Direktörlüğünü efsane futbolcularımız; Fethi-Nihat-Ender' in Nihatı, Nihat Atacan yapmıştı. Metehan isimli forveti unutmak mümkün değil. Mehmet Yıldız' ın farklı versiyonuydu. O sene özellikle şehir benimsemişti Eskispor' u. Maçlarında Eskişehir Atatürk Stadı'na kapalı tribününe gelirdi taraftarlar. Biz de maçlarda top toplayıcılığı yapardık. Ayrıca yaş grubumuzda başarılı maçlar da çıkarmıştık. Daha sonra 2006 yılındı kapatıldı takım.
Şinasi Yeşilçim' e gelelim. Soyadından anlaşılacağı gibi yeşil çime aşık bir insandı. Bu yüzden bu soyadını aldığını söylerdi hep. Aslında kendisini çok iyi hatırlamıyorum. Hem yaşım ufaktı hem de aradan 8-9 yıl geçti. Ancak bende iz bırakan insanlardan biri oldu. Tıpkı Dar Alanda Kısa Paslaşmalar filmindeki Hacı Abi gibi..
Altyapıyla ilgilenenler bilir. Yaz aylarında bir hücum olur alt yapıya. Her yaştan çocuk futbol oynamak ister. Ancak kışın aynı derecede kaçılır takımlardan. Takım çok profesyonel değilse, tutamaz elinde çocukları. Hatta kış aylarında antreman bile yapılmadığı günler olur. Öyle günleri sık yaşadığımız bir kış mevsimiydi. İyi hatırlıyorum antreman zamanı cumartesi sabahı saat 9'du. Ancak başka zaman yoktu benim yaş grubum için. Eskişehir' in de ayazı beterdir. Hiç kimse o havada hafta sonu evde televizyonda çizgi film izlemek varken kalkıp o soğukta antremana gelmez. Yine böyle bir kış günüydü işte; ama hava gerçekten çok soğuk, kuru Eskişehir ayazı. Ben her zamanki gibi Şinasi Hoca ve takımda oynayan torunuyla birlikte saat 8 de açıyorum klüp binasını. Saat 08.30' a kadar bekliyoruz. Ne gelen var ne giden. Daha sonra bizim gibi 3 deli daha çıktı geldi. 5 kişiydik. 12-13 yaşlarında 5 kişi. Biz eve gideriz diye üstümüzü değiştirmiştik. Ancak Şinasi Hoca yanımıza geldi. Sağlam bir şekilde azarladı bizi. Giyin üstünüzü antremana gidiyoruz dedi . Biz giydik üstümüzü. Daha sonra 5 kişiyle gittik o havada tam 5 saat antreman yaptık. Takip eden haftada da aynı senaryo yaşandı. Bu 65 yaşındaki amca, hatta dede, bizleri kaybetmemek adına her hafta o yaşında geliyor, klüp binasını açıyor, 20 dakikalık otobüs yolculuğundan sonra antremanı yaptırıyordu. Ayrıca oyun da oynamıyorduk çocuğuz diye. Ağır antreman yaptırıyordu toplu ve topsuz. Gayet kaliteli futbol bilgisi veriyordu mevkiilerimiz hakkında. Elimize birer cep kitabı vermişti. Her hafta bize oradan sorular soruyordu, tatlı sert biçimde cezalandırıyordu bilemediğimiz sorularda. Ben o zaman öğrendiğim herşeyi çok iyi hatırlıyorum. Belkide bu hoca sayesinde maçları izlerken orta-şut-gol olarak değil de, profesyonel bir gözle izliyorum. Futbolcuların mental özelliklerine, saha içinde ve pozisyon sırasında aldıkları poziyonlara dikkat ediyorum. Ufkum o yaşta genişlemişti futbol anlamında.

Yaz mevsimi gelene dek bu şekilde 5-6 kişiyle antreman yapmıştık. Daha sonra kendisi hastalığından dolayı bıraktı ve hastalığı sonucu vefat etmişti yanlış hatırlamıyorsam. 65 yıllık ömrü hakkında hiç bir bilgim yok. Ancak o 4-5 aylık dönemde beni de kendisine hayran bıraktı. O yaşta öyle bir azim ve istekle bize bir şeyler öğretmeye çalıştı. Bizi kazanmaya çalıştı. Biz zaten daha sonra özel sebepler sonucu bıraktık futbolu. Okulumuza yöneldik. Hayal ettiğimiz meslekten uzaklaştık. Ben yirmi küsür yıllık ömrümde o tarz bir futbol emekçisi tanımadım daha sonra. Belkide tanımayacağım. Böyle filmlerde göreceğim anca.
Futbolumuzu ileri götürecek olan Hacı Abilerdir. Bu tarz futbol emekçileridir. Zeki, çevik ve ahlaklı sporcu yetiştirecek olan Hacı Abiler ve Şinasi YEŞİLÇİM' lerdir. Burdan bir kez daha hepsininin ellerinden öpüyorum. Futbol endüstriyel olunca değil, emekle bezenince güzeldir. Futbol para değildir, futbol emektir. Futbol formadaki teri ve yırtıkları görebilmektir. Gol atınca formayı çıkarıp sallamak değildir.
18.6.10
Nice 'daha güzel' 45. Yıllara..
Penaltı atışları başladı. Bilen bilir İnönü Stadyumunun Kapalı-Alt tribününün en üstünde bir beton platform var. Oraya oturmuş, arkasını dönmüş iki gençten biriyim. Penaltılara bakamıyoruz. Sıkmışız birbirimizin elini arkadaşımla, mırıldanıyoruz; "Geliyor mu hacım(!) o büyük gece?"
Taraftarın sesine göre gol olup olmadığını anlıyoruz. Yanımdaki sevgililere soruyorum, 6. penaltılara geçildi diyor. O an arkadaşımla göz göze geliyoruz. Evet, telafisi yok. Golü atamazsak tarihimizin eziyetli, merhametsiz senelerine bir yenisi daha eklenecek. O an sinirlerimin boşaldığını hatırlıyorum. İçimde fırtınalar kopuyor dedikleri şey var ya, benim içimde Kırmızı Şimşekler çakıyor. Arkadaşımın da gözleri dolu dolu olmuş. Ben öyle bir heyecanı hayatımın başka hiç bir evresinde yaşamadım. Ardından bilindik senaryo: Diyarbakırlı futbolcu penaltıyı kaçırmış, finaldeyiz... O an oturup hıçkıra hıçkıra ağladık arkadaşımla. Herkes seviniyordu. Biz ağlıyorduk, yanımızdaki bayan şaşkınlıkla peçete yetiştiriyordu bize. O gece büyük zaferlerin habercisiydi sanki. Talihimiz dönmüştü evet. O an hissetmiştim ben onu. O an gerçekten inanmıştım.

Şimdi aradan 2 sene geçti. 45. yılımızda ligin zirvesine yakın ekiplerden biriyiz. Böyle bir 45. yıl, asla reddedemeyeceğimiz ancak geçmişteki başarıları sollamak istediğimiz, gerçekten başarılara yaklaştığımız bir 45. yıl. Artık yol belli ESES'im. Eğ başını ağır ağır yürü şimdi.
Uzat elini şanlı kupalara ES-ESim
Sinanın Nasırın ruhlarını şadedelim
Sonra da öl deyin,ölmeyeni......
19.4.10
Şimdiki çocuklar çok şanslı
Babamdan ve çevremdeki diğer büyüklerimden duyduğum mide bulandıran bir klişe: “Siz çok şanslısınız oğlum, bizim zamanımızda böyle miydi?..” Ne kadar sinir bozucu da olsa doğru bir klişe. Düşünüyorum hep, acaba biz, bizden küçüklere hangi konudan dem vuracağız diye. İlk dem vuracağım şeyin 20’li yaşlarda,Eskişehirsporla alakalı olacağı hiç aklıma gelmezdi.
Geçenlerde kız kardeşimle konuşuyordum. İlköğretim 7.Sınıfta okuyor. Galatasarayı evimizde 2-1 yendiğimiz maçtan sonra, okula, Beden Eğitimi dersinde giymek için Eskişehirspor formasıyla gitmiş. Okuldaki Galatasaraylı çocuklarla, Galatasraylı öğretmenleriyle epey atışmışlar. İddiaya falan girmişler. Bana nasıl hevesle anlatıyor… Üzerinden 1 aydan fazla süre geçmesine rağmen hala inanılmaz heycanlı. Zaten maçtan sonra aramıştı beni de. Aynı heyecanı uzun süre muhafaza etmiş, yaşamış…
Mahallede çocukları izliyorum, daha doğru düzgün konuşamayan çocuk, top ayağındayken 'Koyay aldı topu,Seyveti geçti,vuyuyoo ve gooool' diye bağırıyordu. Çağırdım yanıma. Bi ES-ES çekti ufaklık. 'S' leri de söyleyemiyor peltek garibim. Ne de tatlı söylüyor kerata. Abisi var, o daha koyu ES-ESli. Ben, Adem Sarıyı daha çok seviyorum diyor. Fenerbahçe’ye çok güzel goller attı diyor. Forması çıkmış babam alacak bana diyor...
Sonra gidiyorum 10 sene-15 sene geriye. İlkokuldayken öğretmen sürekli tuttuğumuz takımı sorardı, sınıftaki Beşiktaşlı, Galatasaraylı, Fenerbahçeliler.. Sınıfın büyük çoğunluğu parmak kaldırırdı. Nezeketen de Trabzonsporlu var mı diye soruyordu. Olmazdı genelde. Hemen atlardım, 'Öğretmenim Eskişehirsporluyum ben' diye. Sonrasında bilindik, saçma cevaplar işte, “2. takımın yok mu? “ , “Neden tutuyorsun Eskişehirspor’u” falan..Babam öyle bir yıkamış ki beynimi, ben de “bilmem tutuyorum işte” diyordum.
Tabii en büyük çocukluk aktivitemiz, parkta futbol oynamak. Galatasaraylılar 'Hagi'sini, 'Hakan Şükür'ünü dilinden düşürmüyor top oynarken. Fenerliler Boliç, Okocha. Beşiktaşlılar’ın dilinde başka futbolcular… Ben de soruyorum akşamları evde babama, “En iyi oyuncumuz kim?” diyorum, babam dalga geçer gibi cevaplar veriyor, savıyor başından. Zorla bir isim alıyorum ağzından, ya futbolu bırakmış efsane biri ya da saçma sapan bir futbolcu oluyor genelde. Kimse tanımıyor. Ne Adem Sarı gibi ne de Koray gibi. Ben de Zidane’ı falan idol olarak seçiyorum kendime. Onlar gibi Hakan Şükür’ün attıkları gibi goller atıp havamı atamıyordum. Soma Linyit spor’u 5-2 yendikten sonra kimseye havamı atamıyordum. Kimselerle giremiyordum iddiaya. Babama, ‘bana forma al’ dediğimde arkasına yazdıracak bir isim yoktu. Zaten öyle bir forma da yoktu. Arkasında isim yazabilecek bir durumda bile değildi tuttuğum takımın forması. Öyle bir takımdı işte…
Şimdi bunun nesi kötü, ben de 20li yaşlarda bugünleri görüyordum. Hatta daha iyi değil mi aslında? Daha çok biliyorum neyin ne olduğunu. Maçlara, babama yalvarmadan gidip kendi paramla stadda izleyebiliyorum. Maçtan önce,maçtan sonra kafama göre eğleniyorum. Olaya burdan bakarsak yazdıklarım çok boş. Ama ben burdan bakmıyorum. Maçtan en fazla 2 gün sonra, o maçın heyecanını kaçırıyoruz artık. Ancak, arkadaşlarımızla oturup geyiğini yaparken açılyor tekrar maç mevzusu. Daha önemli işlerimiz oluyor artık. Pazartesi günü başladığımız garip bir hayatımız var. Halbuki çocuklar öyle mi? Kardeşim, her Beden Eğitimi dersinde o maçları hatırlatıyor. Mahalledeki çocuklar sokakta top oynarken hergün 'Adem', 'Koray' oluyorlar. Gsliler Arda büyük futbolcu dediklerinde, bizde de Adem çok iyi diyebiliyorlar. Öyle veya değil. Orasını ben bilemem, ancak çocukken bunları yaşadığınızda, çocukken onlara kapak yaptığınızda tadı bir başka oluyor sanırım. Formalara sarılıp uyuyorlar. Mahallede kah Adem oluyorlar, kah Koray. İnsan özeniyor bu heyecanı, o çocuklar gibi yaşayamadığı için üzülüyor, biraz da kıskanıyor hatta. Çocukken yapılan herşeyin tadı insanın damağında bir ömür kalır ya hani,o yüzden ben de Eskişehirspor’un büyük zaferlerini çocukken yaşamak isterdim…
Çok şanslısınız çocuklar çok! Bizim zamanımızda böyle değildi...

