scar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
scar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24.4.11

kim kimdir?

Son 2 haftada Eskişehirspor taraftarının üzerine geliyor herkes, yerli yersiz, mesnetsiz suçlamalarla..

Bir önceki yazıda Özgür de (ayarsız) değinmişti. Ancak pek anlamamış insanlar. Ben daha net bilgiler vermek istiyorum.

Eskişehirspor taraftarı için kim kimdir;

Fenerbahçe, 80'lerin sonunda futbolcularımızı, ihale karşılığı elimizden alandır. "Ayağa kalkmayan fenerli olsun"dur, açık tribünü ayağa kaldırandır. 81'de sabahın köründe herkes uyurken Eskişehir'i talan etmeye çalışanlardır.

Galatasaray, şampiyonluk maçımızda futbolcuların üzerinde helikopter uçurandır. Bolu yolunda futbolcu otobüsünün önünü kesip "İstanbul'dan çıkamazsınız" diyendir. Maçı 85 dk oynatandır. Yabancı hakem getirendir.

Beşiktaş, 82'deki olaylı maçın baş aktörlerindendir. Tatil olan maçta, hükmen galip gelendir. Büyük Kaptan İsmail Arca'yı dizleri üstünde hüngür hüngür ağlatandır. Amigo Orhan'ın "bir baba" dermanını elinden alandır.

Trabzonspor, 96'da Şota gol kralı olsun diye bize 7 atıp düşürendir. 2008'de bizi rakibi olarak görmeyendir. Cefakar Kaptan Sezgin Coşkun'un 3 kez yumruk yemesine rağmen, hiç bir futbolcusu "sarı kart" dahi görmeyendir. Tayfun Türkmen'i amatör bir hareketle oyundan atan hakemdir.

Bursaspor, ezeli ve ebedi rakiptir. Çekişmesi güzeldir. Coğrafyadan ve geçmişten gelen rekabettir. Yıllar önce direkten 3 defa dönen topumuzu dün tamamlayandır.

Antalyaspor, Orduspor'dur.

Ankaragücü, düzyazıdır.

Gençlerbirliği, biraz Ankara, biraz entellektüelizm, biraz Behzat Ç.'dir.

Göztepe, kader ortağıdır.

Karşıyaka, İzmir'dir.

Kocaeli ve Sakarya, İstanbul yolu karşılayıcısıdır.

Adana Demirspor, merak edilendir.

LigTV, güçlünün ve zenginin yanında olandır.

TRT, tarafsız kalmayandır.

Medya, yangına körükle giden, ar damarı çatlamış olandır. Oturduğu yerden, kendinden bihaber, haber yapandır.

Halil Ünal ve yönetim, Eskişehirspor taraftarının eline su dökemeyen, adına yakışmayandır.

Bülent Uygun, Eskişehir'i yeni yeni tanımaya başlayandır.

Futbolcular, gelip geçicidir.

Eskişehirspor, bir isyan ve bir çığlıktır. Bu çığlık takım 3. ligdeyken bile susmayandır.

Özetle rakipler rakiptir. Kimin ne olduğu bellidir. Senede 3 tane Eskişehirspor maçı izleyenlerin anlayamayacağı şeylerdir. Ligi 3-4 takımdan ibaret görenlerin ağzına geleni söylemeye hakkı yoktur. Kendi futbolcusunun bile "zihniyetinden" çekindiği taraftarların, Eskişehirspor taraftarına laf söylemeye hakkı yoktur.

Bu yazı bir taraftarın gönlünden, gözlemleri sonucu yazılandır. Taraftarlık penceresinden bakmaktadır. ANLAYANADIR..

28.1.11

Konyaspor Maçına Doğru


Öncelikle, deplasmanda oynanan ilk maçın yazısına buradan göz atabilirsiniz. Gelelim, rövanşa...

Konya... İç saha

18. hafta sonunda sekizinci sırada Eskişehirspor. Eğer gerçek bir hedefimiz varsa, bunu son haftaya kadar kovalayabilmek için bu maçtan galibiyet ön şart olsa gerek. Son iki sezondur her hafta ligin kaderi yeniden değişebiliyor. Ancak, yine de Konyaspor'u geçmemiz gerekiyor. Üst sıralara tutunmak için önemli bir hafta olacak.

Bu maçta takımdaki tek eksik Erkan Zengin. Erkan, takımda çok önemli bir görev üstleniyor. Geçmiş haftalara baktığımızda Erkan'ın asisti veya golü yok. Ancak Erkan, ayağında çok iyi top tutuyor. Örneğin takım hücuma çıkarken top Erkan'daysa topu ayağında tutarak takımın ileriye yerleşmesini sağlıyor. Bu da hücumlarımızda önemli bir yer tutuyor. Ayrıca Erkan zaman zaman defansın önüne gelerek top alıyor, hücumları yönlendiriyor. Bu yüzden yokluğunda sıkıntı çekebiliriz.

Onun dışında Eskişehirspor'da bir eksik bulunmuyor. Batuhan Karadeniz hafta içinde ufak bir rahatsızlık geçirdi ancak maç günü hazır olacak. Takımımız formda. Tek sorun forvet hattında. Batuhan ve Ümit Karan beklenen seviyede değiller. Orta saha oyuncularımızın skora etki edebilmesi, bazen defans oyuncularımızın goller atması puanları beraberinde getirdi. Ancak bu hafta forvet sıkıntısı çekmemiz şaşırtmamalı.

Konyaspor 18. haftada evinde Bursaspor'u konuk etti. Golsüz maçta Konyaspor eline geçen fırsatları, hem de defalarca, kullanamayan taraf oldu. Maçın bazı bölümlerinde amiyane tabirle Bursaspor'a "orta sahayı geçirmediler." Sezon arasında kadroda ciddi anlamda revizyona gittiler. İlk yarıdaki Konyaspor dağınık bir görüntü çiziyordu. Ancak 2. yarıda tam bir Ziya Doğan takımı olmuşlar diyebiliriz. Önde basıyorlar, hızlı çıkmaya çalışıyorlar. Sert ve mücadeleci oynuyorlar.

Maç saatinde Eskişehir'de kar olabilir. Zemin için her ne kadar önlemler alınmış olsa da soğuk havadan dolayı sert bir zemin bizi bekliyor olacak. Bu da Eskişehirspor'u oynatmamak üzere sahaya çıkacak olan Konyaspor' un işine gelebilir. Teknik ayaklardan kurulu Eskişehirspor orta sahası için bir dezavantaj olabilir bu.


Ancak Eskişehirspor sahasında her zaman favoridir. Özellikle bu tip maçlarda. Ancak karşımızda kapanacak ve sert oynayacak bir takım var. Bizim de forvet bölgesinde sıkıntımız var. Uzun süre golü bulamazsak, Konyaspor'un direnci artacaktır. Maç beklenmedik bir sonuca gidebilir. Teknik heyet zaten bunları düşünmüştür. Ayrıca Bülent Uygun 8 hafta sonra kulübeye dönüyor. Umarım takıma olumlu etki eder ve 31 Ocak pazartesi günü 21:45 itibariyle puan cetvelinde, en solda 28'i görebiliriz...

19.1.11

Ankara'nın en güzel yanı ?

Ne güzel söylemiş Yahya Kemal: "Ankara'nın en güzel yanı, İstanbul'a dönüşü." Biz (Eskişehirliler) bunu biraz değiştirdik. Bize göre Ankara'nın en güzel yanı Eskişehir'e dönüşüdür..

Sezonun 2. yarısının ilk maçını Ankara'da Gençlerbirliği ile oynayacağız. Bu maçın önemi büyük. Süper lige son çıkışımızdan bu yana Ankara'da galibiyetimiz yok. Bu yüzden Ankara'nın en güzel yanı bir "deplasman" galibiyeti olacak bizler için.

Ben bu sonucu olası görüyorum. Bir bakalım takımlara. Eskişehirspor sezon başından bu yana ciddi bir gelişim gösterdi. Devre arası transfer dönemini oyuncu almadan kapattık. Ancak, izleyenler kamp döneminin çok verimli geçtiğini söylüyor.

Özellikle Pele gibi kaliteli bir futbolcunun takıma yeniden kazandırılması, kamptan gelen en güzel haber. Bunun yanında Tello-Sezer arasındaki uyum da gözlerden kaçmıyor.

Bülent Uygun iki sistemli takım yaptı Eskişehirspor' u. Bu ikili sistem; 90 dakikanın belirli bölümlerinde baskılı, belirli bölümlerinde top rakipteyken geriye yaslanan bir oyun anlayışı üzerine kurulu. Evimizde oynadığımız maçlarda baskılı oynadığımız süre fazlayken, deplasmanlarda %40 a % 60 gibi bir oranla ağırlıklı olarak geriye yaslanıyoruz.

Gençlerbirliği maçında yer yer defansif yer yer ofansif bir Eskişehirspor izleyeceğiz. Defansif oynadığımız süre normal şartlarda daha uzun olacak gibi gözükse de maçın gidişatı ve rakibin oyun anlayışına göre bu süre değişkenlik gösterebilir.


Safet ve Bülent Ertuğrul kart cezalısı oldukları için oynamayacaklar. Onlar dışında eksiğimiz yok. Defans dörtlüsü [Sezgin(Koray) - Sadıgov - Diego - Volkan] şeklinde olacak. Orta sahada form tutmuş genç Alper ve Pele ikilisini görebiliriz. Pele ilk yarıda ön libero mevkisinde pek güven vermese de, Werder Bremen ile yapılan hazırlık maçında oynadığı 60 dakika boyunca o mevkiyi tek başına idare etti ve hazır olduğunu hissettirdi. Kanatlarda büyük ihtimalle, inanılmaz bir form durumuna sahip olan Burhan-Erkan ikilisi görev alacak. Geriye kalan 2 forveti de Sezer-Batuhan, Batuhan-Ümit, Tello-Batuhan kombinasyonları şeklinde görebiliriz.


Kadro derinliğimizi göz önüne alırsak, önliberoyu teke düşürüp, Sezer veya Tello'yu orta sahaya monte edebilir Bülent Uygun. Ancak bunlar daha çok teknik heyetin işi olduğu için biz tahminde ve maç öncesi önbilgide bulunmuş olalım.

Gençlerbirliği takımı ise ilk yarının vasat takımlarından açıkçası. Mustafa Pektemek' in sakatlığı onları beklenenden fazla etkiledi. Ermin Zec de sakatlanınca forvet hattında sekteye uğradılar. Billy Mehmet ve Smeltz gol yükünü çekemedi. Hurşut Meriç, Soner Aydoğdu ve Oktay Delibalta
ilk yarı itibariyle göze çarpan isimler olsa da takım genelinde bir bütünlük sağlanamadığı için, ligin ilk yarısını 14. bitirdiler. Ancak Gençlerbirliği'nin asıl sorunu defansta ve önlibero mevkiinde. Defansa Manisaspor' dan Burak Özsaraç'ı ortasahaya da Randoll Azofiefa (Gent) takviyeleri yapıldı. Bunun yanında Emre Aygün (Eskişehirspor),Erdal Kılıçarslan (Konyaspor), Yasin Öztekin (Borussia Dortmund) ara transferde kadroya katılan isimler oldu.
Yukarıdaki isimlere bakarsak, direkt ilk 11 düşünülen 2-3 futbolcu transfer edilmiş diyebiliriz.
Bu da Gençlerbirliği'nde bir uyum sorununa neden olabilir. Zaten takım olmak konusunda sıkıntı yaşamış bir ekip oldukları için yeni transferleri monte etmek zaman alacaktır. Bu da galibiyeti isteyen Eskişehirspor için bir kırılma noktası olabilir. Bütün bunları 22 Ocak Cumartesi saat 17.00 itibariyle göreceğiz.

Gerek şehirler arasındaki kısa mesafe, gerekse deplasman tribününün buna müsait oluşu sayesinde Eskişehirspor taraftarı yıllarca, binlerce kişiyle gitti Ankara'ya.

Taraftar yine 19 Mayıs Stadyumu’nun kale arkasını komple dolduracaktır. Artık şeytanın bacağını kırmak, deplasmanlardan 3 puanla dönmek istiyoruz. Gençlerbirliği maçı bunun için mükemmel bir fırsat, artık kader çizgimizi değiştirme vakti.

Dönüş yolunda, aklımızda "Ankara'nın en güzel yanının Eskişehir'e 3 puanla dönmek" olduğunu konuşabilmek dileğiyle...

6.1.11

Sezer,Sezar meselesi..

Eskişehirspor camiası 12 yıl Süperlig'den uzak kaldığı için futbolcusunun transferi olayına birazcık aşırı tepki göstermeye başladı son günlerde.

Evet herkesin bildiği gibi Sezer Öztürk' ün Beşiktaş' a transferi. Bugün sokağa çıktığımda yakın çevrem tarafından Eskişehirspor başkanı muamelesi gördüm. Beşiktaşlılar "Sezer' i bize verecek misiniz?", diğer takımların taraftarları "Sezer nereye gidiyor" diye soruyorlar. Ben de gelişmeleri takip ediyoruz demekle yetiniyorum.

Henüz kesinleşmiş bir durum yok. Ancak herkesin bildiği şeyler var. Beşiktaş' ın Sezer' i istediği, Eskişehirspor' un Sezer' i ucuza yollamak istememesi, Sezer' in Beşiktaşta zor oynayacağı ve Eskişehirspor' da kalırsa sezonun geri kalanında verimli olamayacağı.

Son cümlem tartışabilir, ancak bir takım ister düşme hattında olsun, ister orta sıra takımı olsun, ister üst sıraları zorlayacak olsun; bir futbolcuya bel bağlamamalı. "O giderse yapamayız", "X' i satanı biz de satarız" gibi klişeleşmiş cümleler bence çok uç durumlar dışında gereksiz. Bugün takımda vazgeçemeyeceğimiz bir futbolcu olmamalı. Taraftarın büyük çoğunluğu öyle düşünüyor. Tabiki hedefleri olan takımlar önemli futbolcularını satmamalılar ama bu profesyonel hayatta bunun çok üzerine düşmemek lazım. Ülkemizde bazı takımlar önemli futbolcularını satmayıp ısrarla kadrolarında tutuyorlar. Ancak transfer dedikodularından sonra ne derece verim alıp alamadıkları ortada.

Bu gibi durumlarda kulüp duruşunu bozmamalı. Futbolcusuna sahip çıkıp hakettiği bonservis ücretini belirlemeli. Ancak, futbolcu gitmek istiyorsa da çok üzerine düşüp futbolcuya vazgeçilmez olduğunu hissettirmemek lazım.

Ben bu tarih itibariyle Sezer' in Eskişehirspor'da kalacağını düşünüyorum. Ancak kaldığı takdirde ne derece verimli olur bunu da tartışmak lazım. Sezer karakterli bir futbolcu. Umarım hem Eskişehirspor için hem de Sezer için gelecek günler iyi olur.

4.12.10

Kayseri Öncesi Kısa Kısa

-Bu hafta maçımız pazartesi günü. Federasyon ve Lig TV sağolsun elele verip iğrenç bir fikstür çıkarıyorlar. Maçlarımızın büyük çoğunluğunu pazartesi ve cuma günleri oynuyoruz bu sene. Kayseri'de pazartesi oynadıktan sonra Cuma günü evimizde BJK'yi ağırlayacağız. Taraftarımızın önemli kısmı bundan fazlasıyla muzdarip olsa da stadımız doluyor, deplasmana taraftar gidiyor. 6 Aralık Pazartesi günü ise Kayserispor deplasmanına Kadir Has Stadyumuna gidiyoruz.

-Takımda ilk haftalara nispeten -saha içinde- gözle görülür bir düzelme var. Hocasız çıkmamıza rağmen, özellikle son 2 haftada Trabzon (0-0) ve Manisa (2-1) maçlarında oynanan futbol az da olsa ışık veriyor. O yüzden Kayseri deplasmanından oldukça ümitliyim ben.

-Kalede İvesa , Defansta Sezgin(Koray) - Saffet - Diego - Volkan 4 lüsü yüzde 99 sahada olacak.

-Ortada Doğa ve Bülent Ertuğrul sahada olur. 3. önlibero olarak Alper sahada olabilir. Trabzon deplasmanında böyle başlamıştık. Çok defansif bir ortasaha. Bu ortasahanın hücum yükünü çekmek için Erkan Zengin sağ açıkta görev alabilir. Büyük ihtimal önce rakibi yorup 2. yarı Sezer ve Burhan' ın oyuna dahil olmasıyla golü arayan taraf oluruz. Ancak ilk yarı gol yersek herşey değişebilir.

-Forvet hattında Serdar'ın yeri garanti gibi duruyor. Deplasmanda rakip defansı yorup hırpalıyor, ayrıca pozisyona da girebiliyor. Yanına Adem- Jaycee ikilisinden biri de olabilir, Sezer forvet arkasında da oynayabilir. Böylece güçlü bir orta sahamız olur. Maç saati bunların hepsi belli olacak.

-Kayserispor ise ligin en az gol yiyen takımı olmasının yanında sahasında oldukça etkili. Sahasında hiç yenilmemiş, 4 G 3 B almışlar. Ancak Santana ve Zaleyata gibi gol ayakları sahada olmayacak. Serdar Kesimal' da önemli bir eksik. Mehmet Eren şu an rakibin en etkili futbolcusu konumunda.

-Benim Kayserispor'da en çok ilgimi çeken şey kalecileri Suleymanou. Topu oyuna o kadar güzel sokuyor ki tebrik etmemek elde değil. Ortasahaya kadar eliyle attığı uzun paslar bir çok kontra atağın başlangıcı oluyor. Dikkat etmemiz gereken en önemli husus.

-Maç biletlerinin 1 TL olması Kayserispor camiasının bizden, özellikle de taraftar etkimizden çekindiğine net delildir, takımın sahaya çıkarken öz güvenle çıkmasına yardımcı olabilir bu detay.

-Umarım 3 puanı alan taraf biz oluruz. İlk yarı bitene kadar toplayabildiğimiz kadar puan toplayıp, çok değil 1-2 önemli takviye ile üst sıralara tırmanmamız içten bile değil. Haydi ES-ES..

4.10.10

Taraftar ne ister?

Krizlere girip çıkıyor takımlar. Kimini teğet geçiyor bu krizleri, kimi boğuluyor içinde... Sadece ülkemizde değil dünyadaki herhangi bir takım (Barcelona'dan Sunderland'e kadar) 3-4 maç üst üste kazanamadıysa çatlak sesler çıkar tribünlerden hemen. Ancak, taraftarlar gerçekten takım kazanamadığı için değil, saha içi ve dışındaki sorunları gördüğü için çatlak sesler çıkarmaya başlar. Peki futbolun en temel öğesi olan taraftarlar gerçekte ne ister? Sesli düşünüyorum;


- Atılan gol sonrasında futbolcusu tribüne koşsun ister. Yüzüğünü öpmesini istemez mesela, yada teknik direktöre terli terli sarılmasını istemez. Amblemi öpsün ister. Saçma saçma skeçler yapmasını istemez. Takım arkadaşıyla sahada sevişmesini de istemez. Sekiz takla atmasını üst üste, sağa sola hareket yapmasını hiç istemez. Kısacası güzel futbolcu golden sonra tribüne koşandır.. Bunu ister taraftar, çok şey midir ?




-Orta sahada pas görmek ister. Kimseden Messi gibi üst üste 6 futbolcu çalımlamasını beklemez belki ama 4 yerinde pas yapmanızı ister. "Bu adamlar takım olabilmiş, birbirlerine yardım ediyorlar" diye düşünmek ister. 40 metre isabetli pas mutlu eder belki, ama o pasın güzelliğinden çok bekleyenin topa koşması heyecanlandırır bizi, inandığını görmek isteriz. Bunu ister taraftar, çok şey midir ?




-Defansta gözünü açan futbolcu ister. Rakibin peşinden koşan futbolcu görmek istemez. Rakibin önünde duran futbolcu görmek ister. Centilmenlik falan görmek istemez dürüst olmak gerekirse, yeri geldiğinde indirmeni ister taraftar gole giden adamı. Kaleci topu oyuna sokarken, toptan kaçmanızı izlemek istemez. Top isteyip oyuna sokmanızı ister. Kısacası güzel futbolcu dikkatli olandır, konsantredir, oyunun içindedir. Bunu ister taraftar, çok şey midir?




-Kalede dev bir yürek görmek ister. Dev bir adam görmek ister. Kalede sadece bunu görmek ister. Çok şeydir bu evet. (İvesa'yı takımdan koparanlara selam olsun! Eskişehirspor tarihinde Sinan Alaağaç' ı mezarı başında ziyaret eden nadir futbolculardan biriydi o dev yürek...)



-Kenarda heyecanlı bir teknik direktör görmek ister. Taraftarla hop oturup hop kalkmasın kabul, ama yenildiğimiz zaman yüzü düşsün, morali bozulsun ister. Çuvaldızı birilerine batırırken iğneyi kendine batırmayı bilsin ister, özeleştiri ister yani... Taraftar kutsalını unutmamasını ister. Maçtan sonra net olmasını ister. Ağzında laf gevelemesini istemez. Net bir teknik direktör ister taraftar. Forma aşkı beklemez teknik direktörden ama formaya aşıklara saygı ister. Bunu ister taraftar, çok şey midir?


-Yönetim mi? Onlardan sadece işini yapmasını ister. Yönetebilmesini ister takımı. İsimlerini bile merak etmez hiç birinin. Ne iş yaptığıyla, yada isimleriyle ilgilenmez taraftar. Yönetebilsin ister sadece.. Sadece yönetebilsin ister. Bunu ister taraftar, çok şey midir?

-Bu 'taraftar' denilen canlılar TARAFTARA LİYAKAT, ARMAYA SADAKAT ister. Çok şey midir...

17.7.10

Hacı Abilerin anısına..

Dar Alanda Kısa Paslaşmalar. Türk yapımı bir futbol filmi. Ben bu filmi tam 8 yıl önce izlemiştim. O zamanlar amatör bir futbol takımın alt yapısında, başarılı bir futbolcuydum. Geçtiğimiz günlerde tekrar izledim. Öncelikle film hakkında konuşmak istiyorum. The Damned United, Football Factory, Goal serisi ve Green Street Hooligans filmlerini de bu film kadar dikkatle izledim. Ancak Dar Alanda Kısa Paslaşmalar'dan aldığım tadı hiç birinde alamadım. Belki kurgu olarak, sanatsal anlamda, senaryo ve oyunculuk bazında bu saydıklarım çok daha iyi olabilir. Ama filmde anlatılmak istenen duyguyu, ben bu filmde 8 yıl önce de şu zamanda da çok daha iyi aldım. Gerçekten başarılı ve her Türk futbolseverin izlemesi gereken bir film.

Filmde Esnafspor isimli amatör takıma varını yoğunu koyan mahalleli anlatılıyor. Özellikle Savaş Dinçel ustanın canlandırdığı 'Hacı Abi' karakteri ön planda. Kendisini tekrar güzel bir biçimde analım burda. Filmi izledikten sonra benim aklıma yıllar önce Eskispor' da oynarken, hocamız olan Şinasi Yeşilçim geldi. Kendisi de şu an bu dünyada değil. Onun da ruhu şad olsun.

Eskispor; Eskişehir' in su işleri idaresinin takımıydı. Benim altyapısında oynadığım dönemde takım 3. lige kadar yükselmişti. Teknik Direktörlüğünü efsane futbolcularımız; Fethi-Nihat-Ender' in Nihatı, Nihat Atacan yapmıştı. Metehan isimli forveti unutmak mümkün değil. Mehmet Yıldız' ın farklı versiyonuydu. O sene özellikle şehir benimsemişti Eskispor' u. Maçlarında Eskişehir Atatürk Stadı'na kapalı tribününe gelirdi taraftarlar. Biz de maçlarda top toplayıcılığı yapardık. Ayrıca yaş grubumuzda başarılı maçlar da çıkarmıştık. Daha sonra 2006 yılındı kapatıldı takım.

Şinasi Yeşilçim' e gelelim. Soyadından anlaşılacağı gibi yeşil çime aşık bir insandı. Bu yüzden bu soyadını aldığını söylerdi hep. Aslında kendisini çok iyi hatırlamıyorum. Hem yaşım ufaktı hem de aradan 8-9 yıl geçti. Ancak bende iz bırakan insanlardan biri oldu. Tıpkı Dar Alanda Kısa Paslaşmalar filmindeki Hacı Abi gibi..

Altyapıyla ilgilenenler bilir. Yaz aylarında bir hücum olur alt yapıya. Her yaştan çocuk futbol oynamak ister. Ancak kışın aynı derecede kaçılır takımlardan. Takım çok profesyonel değilse, tutamaz elinde çocukları. Hatta kış aylarında antreman bile yapılmadığı günler olur. Öyle günleri sık yaşadığımız bir kış mevsimiydi. İyi hatırlıyorum antreman zamanı cumartesi sabahı saat 9'du. Ancak başka zaman yoktu benim yaş grubum için. Eskişehir' in de ayazı beterdir. Hiç kimse o havada hafta sonu evde televizyonda çizgi film izlemek varken kalkıp o soğukta antremana gelmez. Yine böyle bir kış günüydü işte; ama hava gerçekten çok soğuk, kuru Eskişehir ayazı. Ben her zamanki gibi Şinasi Hoca ve takımda oynayan torunuyla birlikte saat 8 de açıyorum klüp binasını. Saat 08.30' a kadar bekliyoruz. Ne gelen var ne giden. Daha sonra bizim gibi 3 deli daha çıktı geldi. 5 kişiydik. 12-13 yaşlarında 5 kişi. Biz eve gideriz diye üstümüzü değiştirmiştik. Ancak Şinasi Hoca yanımıza geldi. Sağlam bir şekilde azarladı bizi. Giyin üstünüzü antremana gidiyoruz dedi . Biz giydik üstümüzü. Daha sonra 5 kişiyle gittik o havada tam 5 saat antreman yaptık. Takip eden haftada da aynı senaryo yaşandı. Bu 65 yaşındaki amca, hatta dede, bizleri kaybetmemek adına her hafta o yaşında geliyor, klüp binasını açıyor, 20 dakikalık otobüs yolculuğundan sonra antremanı yaptırıyordu. Ayrıca oyun da oynamıyorduk çocuğuz diye. Ağır antreman yaptırıyordu toplu ve topsuz. Gayet kaliteli futbol bilgisi veriyordu mevkiilerimiz hakkında. Elimize birer cep kitabı vermişti. Her hafta bize oradan sorular soruyordu, tatlı sert biçimde cezalandırıyordu bilemediğimiz sorularda. Ben o zaman öğrendiğim herşeyi çok iyi hatırlıyorum. Belkide bu hoca sayesinde maçları izlerken orta-şut-gol olarak değil de, profesyonel bir gözle izliyorum. Futbolcuların mental özelliklerine, saha içinde ve pozisyon sırasında aldıkları poziyonlara dikkat ediyorum. Ufkum o yaşta genişlemişti futbol anlamında.



Yaz mevsimi gelene dek bu şekilde 5-6 kişiyle antreman yapmıştık. Daha sonra kendisi hastalığından dolayı bıraktı ve hastalığı sonucu vefat etmişti yanlış hatırlamıyorsam. 65 yıllık ömrü hakkında hiç bir bilgim yok. Ancak o 4-5 aylık dönemde beni de kendisine hayran bıraktı. O yaşta öyle bir azim ve istekle bize bir şeyler öğretmeye çalıştı. Bizi kazanmaya çalıştı. Biz zaten daha sonra özel sebepler sonucu bıraktık futbolu. Okulumuza yöneldik. Hayal ettiğimiz meslekten uzaklaştık. Ben yirmi küsür yıllık ömrümde o tarz bir futbol emekçisi tanımadım daha sonra. Belkide tanımayacağım. Böyle filmlerde göreceğim anca.

Futbolumuzu ileri götürecek olan Hacı Abilerdir. Bu tarz futbol emekçileridir. Zeki, çevik ve ahlaklı sporcu yetiştirecek olan Hacı Abiler ve Şinasi YEŞİLÇİM' lerdir. Burdan bir kez daha hepsininin ellerinden öpüyorum. Futbol endüstriyel olunca değil, emekle bezenince güzeldir. Futbol para değildir, futbol emektir. Futbol formadaki teri ve yırtıkları görebilmektir. Gol atınca formayı çıkarıp sallamak değildir.

18.6.10

Nice 'daha güzel' 45. Yıllara..

2008'in 16 Mayıs'ı... Eskişehirspor-Diyarbakır maçı. O yılki Play-Off'ların yarı finali. Yer İstanbul İnönü Stadyumu. Koca 120 dakikada bir tane bile gol olmamış, penaltılara kaldı maç. Yıllardır içeride dışarıda, iyi kötü, birlikte maç takip ettiğim 10 kişilik arkadaş grubumun tamamı stadda. Tribünden tanıdıklarım, Boğazın Kırmızı Şimşekleri'ndeki dostlarım, tanımadığım 10 binler..Kiminin gözlerinde ümit, kiminin gözlerinde korku. Derin bir solukla çekilip, saniyede üflenen 'stres' sigaraları.

Penaltı atışları başladı. Bilen bilir İnönü Stadyumunun Kapalı-Alt tribününün en üstünde bir beton platform var. Oraya oturmuş, arkasını dönmüş iki gençten biriyim. Penaltılara bakamıyoruz. Sıkmışız birbirimizin elini arkadaşımla, mırıldanıyoruz; "Geliyor mu hacım(!) o büyük gece?"

Taraftarın sesine göre gol olup olmadığını anlıyoruz. Yanımdaki sevgililere soruyorum, 6. penaltılara geçildi diyor. O an arkadaşımla göz göze geliyoruz. Evet, telafisi yok. Golü atamazsak tarihimizin eziyetli, merhametsiz senelerine bir yenisi daha eklenecek. O an sinirlerimin boşaldığını hatırlıyorum. İçimde fırtınalar kopuyor dedikleri şey var ya, benim içimde Kırmızı Şimşekler çakıyor. Arkadaşımın da gözleri dolu dolu olmuş. Ben öyle bir heyecanı hayatımın başka hiç bir evresinde yaşamadım. Ardından bilindik senaryo: Diyarbakırlı futbolcu penaltıyı kaçırmış, finaldeyiz... O an oturup hıçkıra hıçkıra ağladık arkadaşımla. Herkes seviniyordu. Biz ağlıyorduk, yanımızdaki bayan şaşkınlıkla peçete yetiştiriyordu bize. O gece büyük zaferlerin habercisiydi sanki. Talihimiz dönmüştü evet. O an hissetmiştim ben onu. O an gerçekten inanmıştım.



Şimdi aradan 2 sene geçti. 45. yılımızda ligin zirvesine yakın ekiplerden biriyiz. Böyle bir 45. yıl, asla reddedemeyeceğimiz ancak geçmişteki başarıları sollamak istediğimiz, gerçekten başarılara yaklaştığımız bir 45. yıl. Artık yol belli ESES'im. Eğ başını ağır ağır yürü şimdi.

Uzat elini şanlı kupalara ES-ESim
Sinanın Nasırın ruhlarını şadedelim
Sonra da öl deyin,ölmeyeni......

19.4.10

Şimdiki çocuklar çok şanslı

Babamdan ve çevremdeki diğer büyüklerimden duyduğum mide bulandıran bir klişe: “Siz çok şanslısınız oğlum, bizim zamanımızda böyle miydi?..” Ne kadar sinir bozucu da olsa doğru bir klişe. Düşünüyorum hep, acaba biz, bizden küçüklere hangi konudan dem vuracağız diye. İlk dem vuracağım şeyin 20’li yaşlarda,Eskişehirsporla alakalı olacağı hiç aklıma gelmezdi.


Geçenlerde kız kardeşimle konuşuyordum. İlköğretim 7.Sınıfta okuyor. Galatasarayı evimizde 2-1 yendiğimiz maçtan sonra, okula, Beden Eğitimi dersinde giymek için Eskişehirspor formasıyla gitmiş. Okuldaki Galatasaraylı çocuklarla, Galatasraylı öğretmenleriyle epey atışmışlar. İddiaya falan girmişler. Bana nasıl hevesle anlatıyor… Üzerinden 1 aydan fazla süre geçmesine rağmen hala inanılmaz heycanlı. Zaten maçtan sonra aramıştı beni de. Aynı heyecanı uzun süre muhafaza etmiş, yaşamış…

Mahallede çocukları izliyorum, daha doğru düzgün konuşamayan çocuk, top ayağındayken 'Koyay aldı topu,Seyveti geçti,vuyuyoo ve gooool' diye bağırıyordu. Çağırdım yanıma. Bi ES-ES çekti ufaklık. 'S' leri de söyleyemiyor peltek garibim. Ne de tatlı söylüyor kerata. Abisi var, o daha koyu ES-ESli. Ben, Adem Sarıyı daha çok seviyorum diyor. Fenerbahçe’ye çok güzel goller attı diyor. Forması çıkmış babam alacak bana diyor...


Sonra gidiyorum 10 sene-15 sene geriye. İlkokuldayken öğretmen sürekli tuttuğumuz takımı sorardı, sınıftaki Beşiktaşlı, Galatasaraylı, Fenerbahçeliler.. Sınıfın büyük çoğunluğu parmak kaldırırdı. Nezeketen de Trabzonsporlu var mı diye soruyordu. Olmazdı genelde. Hemen atlardım, 'Öğretmenim Eskişehirsporluyum ben' diye. Sonrasında bilindik, saçma cevaplar işte, “2. takımın yok mu? “ , “Neden tutuyorsun Eskişehirspor’u” falan..Babam öyle bir yıkamış ki beynimi, ben de “bilmem tutuyorum işte” diyordum.

Tabii en büyük çocukluk aktivitemiz, parkta futbol oynamak. Galatasaraylılar 'Hagi'sini, 'Hakan Şükür'ünü dilinden düşürmüyor top oynarken. Fenerliler Boliç, Okocha. Beşiktaşlılar’ın dilinde başka futbolcular… Ben de soruyorum akşamları evde babama, “En iyi oyuncumuz kim?” diyorum, babam dalga geçer gibi cevaplar veriyor, savıyor başından. Zorla bir isim alıyorum ağzından, ya futbolu bırakmış efsane biri ya da saçma sapan bir futbolcu oluyor genelde. Kimse tanımıyor. Ne Adem Sarı gibi ne de Koray gibi. Ben de Zidane’ı falan idol olarak seçiyorum kendime. Onlar gibi Hakan Şükür’ün attıkları gibi goller atıp havamı atamıyordum. Soma Linyit spor’u 5-2 yendikten sonra kimseye havamı atamıyordum. Kimselerle giremiyordum iddiaya. Babama, ‘bana forma al’ dediğimde arkasına yazdıracak bir isim yoktu. Zaten öyle bir forma da yoktu. Arkasında isim yazabilecek bir durumda bile değildi tuttuğum takımın forması. Öyle bir takımdı işte…


Şimdi bunun nesi kötü, ben de 20li yaşlarda bugünleri görüyordum. Hatta daha iyi değil mi aslında? Daha çok biliyorum neyin ne olduğunu. Maçlara, babama yalvarmadan gidip kendi paramla stadda izleyebiliyorum. Maçtan önce,maçtan sonra kafama göre eğleniyorum. Olaya burdan bakarsak yazdıklarım çok boş. Ama ben burdan bakmıyorum. Maçtan en fazla 2 gün sonra, o maçın heyecanını kaçırıyoruz artık. Ancak, arkadaşlarımızla oturup geyiğini yaparken açılyor tekrar maç mevzusu. Daha önemli işlerimiz oluyor artık. Pazartesi günü başladığımız garip bir hayatımız var. Halbuki çocuklar öyle mi? Kardeşim, her Beden Eğitimi dersinde o maçları hatırlatıyor. Mahalledeki çocuklar sokakta top oynarken hergün 'Adem', 'Koray' oluyorlar. Gsliler Arda büyük futbolcu dediklerinde, bizde de Adem çok iyi diyebiliyorlar. Öyle veya değil. Orasını ben bilemem, ancak çocukken bunları yaşadığınızda, çocukken onlara kapak yaptığınızda tadı bir başka oluyor sanırım. Formalara sarılıp uyuyorlar. Mahallede kah Adem oluyorlar, kah Koray. İnsan özeniyor bu heyecanı, o çocuklar gibi yaşayamadığı için üzülüyor, biraz da kıskanıyor hatta. Çocukken yapılan herşeyin tadı insanın damağında bir ömür kalır ya hani,o yüzden ben de Eskişehirspor’un büyük zaferlerini çocukken yaşamak isterdim…


Çok şanslısınız çocuklar çok! Bizim zamanımızda böyle değildi...