19.4.10

Şimdiki çocuklar çok şanslı

Babamdan ve çevremdeki diğer büyüklerimden duyduğum mide bulandıran bir klişe: “Siz çok şanslısınız oğlum, bizim zamanımızda böyle miydi?..” Ne kadar sinir bozucu da olsa doğru bir klişe. Düşünüyorum hep, acaba biz, bizden küçüklere hangi konudan dem vuracağız diye. İlk dem vuracağım şeyin 20’li yaşlarda,Eskişehirsporla alakalı olacağı hiç aklıma gelmezdi.


Geçenlerde kız kardeşimle konuşuyordum. İlköğretim 7.Sınıfta okuyor. Galatasarayı evimizde 2-1 yendiğimiz maçtan sonra, okula, Beden Eğitimi dersinde giymek için Eskişehirspor formasıyla gitmiş. Okuldaki Galatasaraylı çocuklarla, Galatasraylı öğretmenleriyle epey atışmışlar. İddiaya falan girmişler. Bana nasıl hevesle anlatıyor… Üzerinden 1 aydan fazla süre geçmesine rağmen hala inanılmaz heycanlı. Zaten maçtan sonra aramıştı beni de. Aynı heyecanı uzun süre muhafaza etmiş, yaşamış…

Mahallede çocukları izliyorum, daha doğru düzgün konuşamayan çocuk, top ayağındayken 'Koyay aldı topu,Seyveti geçti,vuyuyoo ve gooool' diye bağırıyordu. Çağırdım yanıma. Bi ES-ES çekti ufaklık. 'S' leri de söyleyemiyor peltek garibim. Ne de tatlı söylüyor kerata. Abisi var, o daha koyu ES-ESli. Ben, Adem Sarıyı daha çok seviyorum diyor. Fenerbahçe’ye çok güzel goller attı diyor. Forması çıkmış babam alacak bana diyor...


Sonra gidiyorum 10 sene-15 sene geriye. İlkokuldayken öğretmen sürekli tuttuğumuz takımı sorardı, sınıftaki Beşiktaşlı, Galatasaraylı, Fenerbahçeliler.. Sınıfın büyük çoğunluğu parmak kaldırırdı. Nezeketen de Trabzonsporlu var mı diye soruyordu. Olmazdı genelde. Hemen atlardım, 'Öğretmenim Eskişehirsporluyum ben' diye. Sonrasında bilindik, saçma cevaplar işte, “2. takımın yok mu? “ , “Neden tutuyorsun Eskişehirspor’u” falan..Babam öyle bir yıkamış ki beynimi, ben de “bilmem tutuyorum işte” diyordum.

Tabii en büyük çocukluk aktivitemiz, parkta futbol oynamak. Galatasaraylılar 'Hagi'sini, 'Hakan Şükür'ünü dilinden düşürmüyor top oynarken. Fenerliler Boliç, Okocha. Beşiktaşlılar’ın dilinde başka futbolcular… Ben de soruyorum akşamları evde babama, “En iyi oyuncumuz kim?” diyorum, babam dalga geçer gibi cevaplar veriyor, savıyor başından. Zorla bir isim alıyorum ağzından, ya futbolu bırakmış efsane biri ya da saçma sapan bir futbolcu oluyor genelde. Kimse tanımıyor. Ne Adem Sarı gibi ne de Koray gibi. Ben de Zidane’ı falan idol olarak seçiyorum kendime. Onlar gibi Hakan Şükür’ün attıkları gibi goller atıp havamı atamıyordum. Soma Linyit spor’u 5-2 yendikten sonra kimseye havamı atamıyordum. Kimselerle giremiyordum iddiaya. Babama, ‘bana forma al’ dediğimde arkasına yazdıracak bir isim yoktu. Zaten öyle bir forma da yoktu. Arkasında isim yazabilecek bir durumda bile değildi tuttuğum takımın forması. Öyle bir takımdı işte…


Şimdi bunun nesi kötü, ben de 20li yaşlarda bugünleri görüyordum. Hatta daha iyi değil mi aslında? Daha çok biliyorum neyin ne olduğunu. Maçlara, babama yalvarmadan gidip kendi paramla stadda izleyebiliyorum. Maçtan önce,maçtan sonra kafama göre eğleniyorum. Olaya burdan bakarsak yazdıklarım çok boş. Ama ben burdan bakmıyorum. Maçtan en fazla 2 gün sonra, o maçın heyecanını kaçırıyoruz artık. Ancak, arkadaşlarımızla oturup geyiğini yaparken açılyor tekrar maç mevzusu. Daha önemli işlerimiz oluyor artık. Pazartesi günü başladığımız garip bir hayatımız var. Halbuki çocuklar öyle mi? Kardeşim, her Beden Eğitimi dersinde o maçları hatırlatıyor. Mahalledeki çocuklar sokakta top oynarken hergün 'Adem', 'Koray' oluyorlar. Gsliler Arda büyük futbolcu dediklerinde, bizde de Adem çok iyi diyebiliyorlar. Öyle veya değil. Orasını ben bilemem, ancak çocukken bunları yaşadığınızda, çocukken onlara kapak yaptığınızda tadı bir başka oluyor sanırım. Formalara sarılıp uyuyorlar. Mahallede kah Adem oluyorlar, kah Koray. İnsan özeniyor bu heyecanı, o çocuklar gibi yaşayamadığı için üzülüyor, biraz da kıskanıyor hatta. Çocukken yapılan herşeyin tadı insanın damağında bir ömür kalır ya hani,o yüzden ben de Eskişehirspor’un büyük zaferlerini çocukken yaşamak isterdim…


Çok şanslısınız çocuklar çok! Bizim zamanımızda böyle değildi...

4 yorum:

  1. kardeşim bu güzel anlatım için öncelikle kutluyor ve teşekkür ediyorum.

    Eskişehirspor sevdasını yüreğinde yaşatanlar arasında sevdası en yüce olanlar 80'li yıllarda doğup büyüyen delikanlılardır. Onlar için Eskişehirspor anıları şehir efsanesi gibi bir şeydir. Akıl almayacak başarılar hep anlatıldı onlara. Görmediler, bilmediler... Sadece dinlediler ve belki biraz okudular... Ama öylesine sevdiler ki, anlatmaya kelimeler yetmedi...

    Ben zafer şarkıları eşliğinde sevdalandım Eskişehirspor'a... 2000 li yılların çocukları ise, az da olsa 1. lig diye tabir edilen ligte gördüler sevindiler sevdiler... 80 li yılların çocukları ise, sadece dinlediler... O neden le o çocuklara hep hayranım ben...

    YanıtlaSil
  2. Hakan,

    ellerine sağlık gerçekten.. Okurken, mahalle maçları geldi aklıma.. Geçenlerde Eskişehir'de maça gitmek üzere formamla evden çıktığımda, çocukluğumda top oynadığım yerdeki çocuklara baktım. Tam da bahsettiğin gibi Eses formaları vardı üzerlerinde.. Biz siyah kırmızı tshirt bulunca kendimizi şanslı, özel hissederdik o yaşlarda.. Mutlu oldum durduk yere =)

    Tekrar, kalemine sağlık.. ;)

    YanıtlaSil
  3. Futbola bambaşka bir açıdan bakış açısı getiren bu güzel yazı için teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  4. iyi dilekleriniz için çok teşekkür ederim.Elimden geldiğince hepimizin hislerini yansıtmaya çalıştım.Umarım Yüksek Eskişehirsporluluk Bilincine yakışır şekilde yazmaktan şaşmayız. ;)

    YanıtlaSil